Türk Ceza Hukuku’nda Ceza Davası Açıldıktan Sonra İşlemler Ve Duruşma Evresi


Türk Ceza Hukuku’nda Ceza Davası Açıldıktan Sonra İşlemler Ve Duruşma Evresi

İlk olarak ceza mahkemelerinin örgütlenmesini incelememiz gerekmektedir. Adli yargı da ilk derece mahkemeleri, ceza mahkemeleridir, ikinci derece mahkemeleri ise bölge adliye mahkemeleridir, temyiz mercii ise Yargıtaydır.


Ceza mahkemeleri, asliye ceza ve ağır ceza mahkemeleri ile özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemeleridir. ( 5235 Sayılı TeşK m. 8)


Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç) ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri görevlidir. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler, askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır. (5235 Sayılı TeşK m.12)


Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, sulh ceza hâkimliği ve ağır ceza mahkemelerinin görevleri dışında kalan dava ve işlere asliye ceza mahkemelerince bakılır. (5235 Sayılı TeşK m.11)


Kanunların ayrıca görevli kıldığı durumlar saklı kalmak üzere, yürütülen soruşturmalarda hakim tarafından verilmesi gerekli kararları almak, işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemek amacıyla sulh ceza hakimliği kurulmuştur.[1]


İddianame Düzenlemesi

Savcı yaptığı değerlendirme ile, suç haberi ciddi, fiil ve fail belli ve ceza muhakemesi şartları da gerçekleşmişse, kural olarak, bir iddianame düzenlemek durumundadır.


İddianame, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır. (5271 Sayılı CMK m. 170/4)


Yapılan soruşturma sonunda, toplanan deliller kamu davasının açılmasına yeterli ise, savcı mahkemeye bir iddianame hazırlayarak mahkemeye verir. Kovuşturmaya başlanabilmesi iddianamenin mahkemece kabulüne bağlıdır. (5271 Sayılı CMK m.170)


İddianamenin mahkemeye verilmesi halinde, mahkeme iki şekilde karar verebilir. Bu kararlar, iddianamenin kabul edilmesi ve iddianamenin iade edilmesidir. Bu evreye, ara muhakeme evresi denilmektedir. Ara muhakeme evresi, iddianamenin yetkili mahkemeye verilmesiyle başlar, iddianamenin mahkemece kabul edilip kovuşturma evresinin açılmasıyla sona erer.[2]


İddianamenin incelenme süresi toplam 15 gündür. Bu süre, iddianamenin ve soruşturma evrakının mahkemeye verildiği andan itibaren işlemeye başlar. Bu süre içinde iade edilmeyen iddianame kabul edilmiş sayılır. (5271 Sayılı CMK m.174/3)


Mahkemenin iddianameyi reddedebilir. Mahkeme tarafından, iddianamenin ve soruşturma evrakının verildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde soruşturma evresine ilişkin bütün belgeler incelendikten sonra, eksik veya hatalı noktalar belirtilmek suretiyle; 170 inci maddeye aykırı olarak düzenlenen, suçun sübûtuna doğrudan etki edecek mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen, ön ödemeye veya uzlaştırmaya ya da seri muhakeme usulüne tâbi olduğu soruşturma dosyasından açıkça anlaşılan işlerde ön ödeme veya uzlaştırma ya da seri muhakeme usulü uygulanmaksızın düzenlenen, soruşturma veya kovuşturma yapılması izne veya talebe bağlı olan suçlarda izin alınmaksızın veya talep olmaksızın düzenlenen, iddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilir. (5271 Sayılı CMK m. 174) Suçun hukuki nitelendirmesi sebebiyle iddianame iade edilemez. Cumhuriyet Savcısı, iddianamenin iadesi üzerine, kararda gösterilen eksiklikleri tamamladıktan sonra, kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesini gerektiren bir durumun bulunmaması durumunda, yeniden iddianame düzenleyerek dosyayı mahkemeye gönderir. İlk kararda belirtilmeyen nedenlere dayanılarak yeniden iddianamenin iadesi yoluna gidilemez. (5271 Sayılı CMK m. 174/4)


İddianamenin Kabulü ve Duruşma Hazırlığı

Mahkemece yapılan incelemede iddianamenin kanuna uygun düzenlendiği anlaşılırsa, iddianamenin kabulü kararı verilir ve iddianamenin kabulüyle, kamu davası açılmış olur ve kovuşturma evresi başlar. (5271 Sayılı CMK m. 175/1)


Mahkeme, iddianamenin kabulünden sonra duruşma gününü belirler ve duruşmada hazır bulunması gereken kişileri çağırır. (5271 Sayılı CMK m. 175/2) Mahkeme, duruşma hazırlığı evresini tensip tutanağı ile düzenler.


Duruşma gününü belirlemek yetkisi mahkeme başkanındadır. Uygulamada tutuklu işler öncelikle ele alınmaktadır.


Duruşma için çağrıları yapmak yetkisi mahkeme başkanındadır. Celpnameler mahkeme kalemlerinde yazılır ve bildirilir. Özrü olmaksızın duruşmada hazır bulunmayan sanığın tutuklanacağı ya da zorla getirileceği, celpnameye yazılacaktır.


Savcı, suç delillerin ve buna ilişkin nesneleri mahkemeye vermek zorundadır.


Duruşma Evresi

Avukatlar, ceza davalarında temelde iki görev üstlenirler. Bunlardan biri sanık müdafiliğidir. Diğeri ise müdahil vekilliğidir.


Müdafilerin müvekkilleri tarafından görevlendirilmeleri, kendilerine noterden verilen vekaletname ile gerçekleşir. Diğer bir ihtimal ise müdafilerin baro tarafından görevlendirilmesidir.


Avukatlar, vekaletname ibraz etmeksizin her dosyayı inceleyebilirler. Ancak dosyadaki belgelerden suret almak için vekaletname ibraz etmek şarttır. Duruşmaya katılan her avukat vekaletnamesi ibraz ederek veya baronun görevlendirme yazısı ile o davada görev üstlenebilir.Bazı mahkemelerin vermiş oldukları, avukatların duruşmaya kabullerine karar vermesi yanlıştır. Bir avukat, görevden yasaklı olmadığı ya da disiplin cezası almamış olduğu sürece, her davada görev üstlenebilir. Bu sınırın dışına çıkarak verilen kararların hukuki temeli yoktur. Bir mahkeme bir avukata bu sıfatı vermek ya da vermemek yetkisine sahip değildir. [3]


Sanık hazır bulunmasa da müdafii bütün oturumlarda hazır bulunmak yetkisine sahiptir. Yani müdafinin her oturumda hazır bulunması zorunludur. Bu avukatın üstlendiği görevin gereğidir. Avukatlar, mesleki mazeretleri nedeniyle bir oturumda hazır bulunamayacaklar ise, bu mazeretlerini dosyaya koyacakları bir mazeret dilekçesi ile belirtmeleri gerekmektedir. Aksi halde avukatın hem hukuki hem cezai sorumluluğuna gidilebilecektir.


Sanığın da duruşmada hazır bulunması gerekir. Ceza Muhakemesi Kanunun ayrık tuttuğu haller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz.


Gelmemesinde geçerli bir mazereti olmayan sanığın zorla getirilmesine karar verilir. Zorla getirilmesi kararı verilmesinin sebebi Mahkemenin sanığın sorgusunu yapmasının zorunlu olmasından kaynaklanmaktadır. Fakat Mahkeme sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkumiyet dışında bir karar verilmesi gerektiğinde karar kılarsa, sorgusu yapılmamış da olsa da ceza davasını yokluğunda bitirebilir.


Sanığın ve müdafinin hazır bulunup bulunmadığı, çağrılmış tanık ve bilirkişilerin gelip gelmedikleri saptanarak duruşmaya başlanır.


Duruşmada sırasıyla; sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında kendiliğinden bilgi alınır, iddianamede belirtilen suçlamanın sebebini oluşturan fiiller ve deliller ile suçlamanın hukuki nitelendirmesi anlatılır, sanığa, yüklenen suç hakkında savunma yapmasının kanuni hakkı olduğu ve 5271 Sayılı CMK’nın 147. Maddesinde belirtilen hakları anlatılır (avukat talep etme vs.) ve sanık savunmasını yapmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılır.


Mahkeme başkanı veya hakim, duruşmayı yönetir ve sanığı sorguya çeker bu hususun dışında delillerin ikame edilmesini sağlar.


Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir. (5271 Sayılı CMK m. 201)


Müdafinin ve vekilin doğrudan soru sorma hakkını iyi değerlendirmesi gerekmektedir. Mahkeme dosyasını iyi inceleyen bir avukatın, sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, yargılamanın konusuna ilişkin olarak doğrudan soru sorması gerekmektedir. Çünkü mahkeme heyetinde veya hakimde oluşabilecek en ufak bir şüphe ile şüpheden sanık yararlanır ilkesi ve masumiyet karinesi devreye girecektir. Bu sebepten dolayı, doğrudan soru sorma hakkının iyi kullanılması gerekmektedir. Bu hususa ek olarak, doğrudan soru sorma hakkı, mutlak bir haktır ve kısıtlanamaz. Kısıtlanması halinde 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’un 289/1 h’de yer alan mutlak bozma sebebini oluşturur. Yani savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelecektir.

Sanık veya mağdur, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa; mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir. Engelli olan sanığa veya mağdura, duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar, anlayabilecekleri biçimde anlatılır. (5271 Sayılı CMK m. 202)


Duruşmanın düzeni, mahkeme başkanı veya hâkim tarafından sağlanır. Mahkeme başkanı veya hâkim, duruşmanın düzenini bozan kişinin, savunma hakkının kullanılmasını engellememek koşuluyla salondan çıkarılmasını emreder. Kişi dışarı çıkarılması sırasında direnç gösterir veya karışıklıklara neden olursa yakalanır ve hâkim veya mahkeme tarafından, avukatlar hariç, verilecek bir kararla derhâl dört güne kadar disiplin hapsine konulabilir. Ancak çocuklar hakkında disiplin hapsi uygulanmaz. (5271 Sayılı CMK m.203)

Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re'sen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar verilebilir. Ancak, genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (5271 Sayılı CMK m. 63)


Dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verildiğinde, dosya bilirkişilere gönderilmeden önce, müdafiler tarafından dosyaya incelenmesi istenilen sorunlar hakkında bir dilekçe konmalıdır. Bu dilekçede, yapılacak olan bilirkişi incelemesinde, bilirkişilerin aydınlatması gereken hususların yer alması gerekmektedir. Bilirkişi raporunda, bu dilekçede yer alan hususların aydınlatılmaması halinde mahkemenin bu bilirkişi raporuna dayanarak karar vermesi halinde bu husus temyiz sebebi olacaktır.


Duruşmada karşılaşılan ve beklenilmeyen bir olay karşısında avukatın süre istemesi gerekmektedir. Mahkeme, tarafların mehil istemini her olayda ayrı olarak değerlendirilecektir.


Mahkemeler uygulamada taraflara, soruşturmanın genişletilmesi istemlerinin bulunup bulunmadığını sormaktadır. Hatta bu döneme geçildikten sonra, CMK 216. Maddesi kapsamında son sözler ve mütalaalar dile getirilmektedir. Soruşturmanın genişletilmesi olanağından yararlanılarak ileri sürülen bir delil istemi, mahkemenin değerlendirmesinden geçmek zorundadır. Mahkeme bu istemi serbestçe değerlendirecek ya kabulü ya da reddi biçiminde karar verecektir.


Türk sisteminde müdahilin bulunduğu ceza davalarında, yargılamanın bu aşamasında, savcıdan önce müdahil vekili esas hakkındaki iddialarını bildirecektir. (5271 Sayılı CMK m. 216) Müdahile tanınan bu olanak, duruşmanın sonunda uyuşmazlık çözülürken, olayın temeline ilişkin beyanda bulunma fırsatıdır.


Daha sonrasında Savcı esas hakkındaki mütalaasını, müdahilin esas hakkındaki iddialarından sonra beyan edecektir. Savcı sanık hakkında; beraat kararı verilmesini, davanın düşmesi kararı verilmesini, davanın durması kararı verilmesini, mahkumiyet kararı verilmesini, davanın reddi kararı verilmesini, istemesi ihtimal içindedir. Savcı mütalaasında, hangi kararın verilmesini istediğini detaylı bir biçimde açıklayacaktır.


Savcının esas hakkındaki mütalaasını bildirdiği oturumda savunma tam olarak hazır değilse, savcının mütalaasında belirttiği hususları tam olarak irdeleyecek ve cevaplandıracak bir savunma önceden hazırlanmamışsa, mahkemeden savunma için süre istenmelidir. Fakat genelde müdafiler, yargılamanın uzamaması için celseye hazırlıklı gelecektir ve savunmasını yapacaktır. Müdafilerin, bu savunmayı yazılı olarak da vermesinde yarar bulunmaktadır. Fakat, sözlü olarak savunmanın iyi bir hitabetle yapılması gerekmektedir.


Yazan: Avukat Mirkan Günay Topcu

[1] Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 166. [2] Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 616. [3] Erdener Yurtcan, Ceza Avukatının El Kitabı, s.71





71 views

Acarlar Mahallesi,Martı Sokak

No: 295 Beykoz/  İstanbul

土耳其投资入籍项目
WiklundKurucuk Istanbul Immigration Law

FOLLOW US:

  • Google+ - White Circle
  • LinkedIn - White Circle
  • Twitter - White Circle
  • Facebook - White Circle
  • YouTube - White Circle