Türk Ceza Hukuku’nda Hükümler Ve Kanun Yolları


Türk Ceza Hukuku’nda Hükümler Ve Kanun Yolları


Delillerin dinlenmesinden ve son sözün sanığa verilmesinden sonra, mahkemenin, duruşmada ileri sürülüp tartışılmış delillerden edineceği kanaate göre (5271 Sayılı CMK m.217/1), yalnız iddianamede beyan olunan suça ve bu suç şüphesi altında bulunan sanığa hasredilecek (5271 Sayılı CMK m.225) bir hüküm kurmak üzere müzakereye çekilmesi ile başlayan, mahkeme başkanı tarafından idare edilen bir hükmün tefhimi ile sona eren evreye son karar evresi denir.[1]


Hükümler


Mahkemece karar ve hükümler oybirliği veya oyçokluğuyla verilir. Karşı oya tutanakta yer verilir; gerekçesi de tutanakta gösterilir. Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.


Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra mahkeme tarafından, hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkumiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür.


Beraat kararı; Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması, yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması, yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen, olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması ve yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması hallerinde verilir. (5271 Sayılı CMK m. 223/2) Derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez. Beraat eden sanığa, tazminat isteyebileceği bir hal varsa bu da bildirilir.


Sanık hakkında; Yüklenen suçla bağlantılı olarak yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya sağır ve dilsizlik hali ya da geçici nedenlerin bulunması, yüklenen suçun hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi suretiyle veya zorunluluk hali ya da cebir veya tehdit etkisiyle işlenmesi, meşru savunmada sınırın heyecan, korku ve telaş nedeniyle aşılması ve kusurluluğu ortadan kaldıran hataya düşülmesi, hallerinde, kusurunun bulunmaması dolayısıyla ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir. (5271 Sayılı CMK m.223/3) Yukarıda sayılan hallerin varlığı halinde, failin kusuru bulunmadığından dolayı ceza verilmeyecektir. Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler hakkında, ceza kovuşturması yapılamaz; ancak, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir. Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluğu yoktur. Ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. (5237 Sayılı TCK m. 31) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur. (5237 Sayılı TCK m.32) Geçici bir nedenle ya da irade dışı alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. (5237 Sayılı TCK m.34) Yani iradesi ile alkol veya uyuşturucu alan kişinin ceza sorumluluğu kalkmayacaktır ve işledikleri fiilden sorumlu tutulacaktır. Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez. Yetkili bir merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan sorumlu olmaz. (5237 Sayılı TCK m. 24) Fakat, konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur. Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.


Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez. (5237 Sayılı TCK m. 25) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez. Karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir ve şiddet veya muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez. Bu gibi hallerde cebir ve şiddet, korkutma ve tehdidi kullanan kişi suçun faili sayılır. (5237 Sayılı TCK m. 28)


İşlenen fiilin suç olma özelliğini devam ettirmesine rağmen; Etkin pişmanlık, şahsî cezasızlık sebebinin varlığı, karşılıklı hakaret ve işlenen fiilin haksızlık içeriğinin azlığı, dolayısıyla, faile ceza verilmemesi hallerinde, ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir. (5271 Sayılı CMK m.223/4) Bu fıkraya ilişkin olarak belirtilen hususlar, her suçta ayrı ayrı düzenlenmiştir.


Yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilir. (5271 Sayılı CMK m.223/5)


Yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, belli bir cezaya mahkûmiyet yerine veya mahkûmiyetin yanı sıra güvenlik tedbirine hükmolunur. (5271 Sayılı CMK m.223/6)

Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir. (5271 Sayılı CMK m.223/7)


Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir. (5271 Sayılı CMK m.223/8)


Türk Ceza Hukuku’nda Kanun Yolları

Mahkemeler tarafından verilen kararların hukuka aykırı olması durumunda, yapılan bu hukuka aykırılık nedeniyle bireylerin haklarının veya hukuken korunan yararlarının zarar görmesini engellemek için verilen kararın maddi ve/veya hukuksal açıdan bir kez daha aynı veya başka bir mahkeme tarafından incelenmesini sağlayan ve itiraz, istinaf, temyiz, kanun yararına bozma ve yargılanmanın yenilenmesi yolları, Türk Ceza Hukuku’ndaki kanun yollarıdır. [2]


Kanun yollarına başvurmak için, kararın, başvuran kişinin korunan hukuksal yararlarına veya haklarına doğrudan doğruya müdahale olması gerekmektedir. Bu sebepten dolayı mahkûmiyet kararına karşı, sanık, yasal temsilcisi, eşi ve müdafinin kanun yollarına başvurmakta her zaman hukuksal yararı mevcuttur. Önemli olan husus hukuksal yararın, karar anında mevcut olmalıdır.


Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır. Avukat, müdafiliğini veya vekilliğini üstlendiği kişilerin açık arzusuna aykırı olmamak koşuluyla kanun yollarına başvurabilir. Şüpheli veya sanığın yasal temsilcisi ve eşi, şüpheli veya sanığa açık olan kanun yollarına süresi içinde kendiliklerinden başvurabilirler.

Kanun yoluna başvurmanın durdurma etkisi vardır. İstinaf ve temyiz durdurma etkisine sahiptir. Yani istinaf ve temyiz kanun yoluna başvuru, ilk derece mahkemesi kararının hukuksal kesinliğinin ortaya çıkmasını ve bu çerçevede kararın infazını engellemektedir. Mahkumiyet hükümleri kesinleşip yargı haline gelmedikçe infaz olunamaz. (CvGTİK m.4)


Kanun yoluna başvuru, talep üzerine yapılır. Bunun istisnası, yani dosyanın re’sen denetime gönderildiği durumlarda vardır. İlk derece mahkemeleri tarafından verilmiş olan 15 yıl ve daha fazla hapis cezalarına ilişkin hükümler, bölge adliye mahkemesince (istinaf mahkemesi) tarafından re’sen incelenir.


İstinaf, temyiz ve yargılamanın yenilenmesi kanun yollarında aleyhe bozma yasağı vardır. Cumhuriyet savcısı tarafından sanığın aleyhine kanun yoluna başvurulduğu takdirde, bu yasak geçerli değildir.


İtiraz Kanun Yolu

İtiraz kanun yolu, kural olarak hakim kararları, kanunun açıkça belirttiği durumlarda da mahkemelerce son karardan önce verilen ara kararlardan mağdur olduğunu ileri süren ilgililerin başvurusu üzerine, bu kararın gerçek maddi ve gerekse hukuksal yönden bir başka yargı organı tarafından yeniden incelenmesini sağlayan bir kanun yoludur. [3] İtiraz kanun yolu, olağan bir denetim yoludur.


İtiraz yoluna gidilmesi halinde sebep gösterilmesi gerekmemektedir. Fakat itiraz yolunun etkili kullanılması bakımından önemli olan bir husus, itiraz dilekçesinin detaylı bir biçimde detaylandırılarak haklı gerekçeler sunulmalı ve delilleri ekte sunmalıdır. İtiraz başvurusu, kararına itiraz olunan makama yapılır.


İtiraz kanun yoluna başvurabilecekler Ceza Muhakemesi Kanunu’nda sayılmamıştır. Fakat İstinaf ve temyiz kanun yoluna başvurabilecek olan kişilerin, yani yukarıda sayılan kişilerin itiraz kanun yoluna başvurabileceği açıktır.


İtiraz için Ceza Muhakemesi Kanunu’nda 7 günlük süre öngörülmüştür. Bu süre hak düşürücü süredir. Bu süre, ilgililerin kararı öğrendiği tarihte başlar. Bu öğrenme, kararın tebliği ya da tefhimi yoluyla olur.


İtiraz incelemesini yapacak makamlar Ceza Muhakemesi Kanunun 268. Maddesinin 3. Fıkrasında gösterilmiştir. Detaylı olarak açıklanmayacaktır.

İtiraz kanun yoluna başvurulması, itiraz olunan kararın durmasını sağlamaz. Ancak, kararına itiraz edilen makam veya kararı inceleyecek merci, geri bırakılmasına karar verebilir. Kararın yerine getirilmesinin geri bırakılması, resen veya istem üzerine olabilir. [4] Bu durumun tek bir tane istisnası vardır. Şüpheli veya sanığın gözlem altına alınması kararına karşı yapılan itiraz, kararın yerine getirilmesini durdurmaktadır. (5271 Sayılı CMK m. 74/4)


Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir. (5271 Sayılı CMK m. 268/2) İtirazı inceleyecek merci, yazı ile cevap verilebilmesi için itirazı Cumhuriyet Savcısı ve karşı tarafa bildirebilir. Görüldüğü üzere kararına itiraz edilen makamın, itiraz dilekçesini karşı tarafa veya Cumhuriyet Savcılığına gönderme zorunluluğu bulunmamaktadır.


İtiraz mercii olay hakkında bizzat karar verdiği için başkaca inceleme ve araştırma yapabileceği gibi, bu konuda inceleme ve araştırma yapılmasını da emredebilir. [5]

İtiraz üzerine yapılan hukuki ve maddi inceleme neticesinde iki tür karar verilebilir; birincisi, itiraz haklı görülmediğinde red kararı verilir. İkincisi ise, itiraz haklı görülürse, hukuka aykırı karar kaldırılır ve hukuka uygun karar yine itirazı incelemiş olan makam tarafından verilir. İtiraz incelemesi yapan makamın verdiği karar kesindir. Ancak itiraz üzerine verilen kararlar kanun yararına bozma kararına konu olabilir.


İstinaf Kanun Yolu

İstinaf olağan ve ikinci derece bir kanun yoludur. İstinaf kanun yolunda, ilk derece mahkemesi tarafından verilen karar hem maddi hem de hukuki bakımdan incelenir. (Bölge Adliye Mahkemesi tarafından) Dolayısıyla istinaf kanun yolunda, yeni olgular ve deliller de ileri sürülebilir.


İstinaf, ilk derece ceza mahkemelerince verilen ve kesin olmayan hüküm ve kararlara karşı gidilebilen bir kanun yoludur. İlk derece mahkemesinin bazı kararlarına karşı istinaf yolu kapatılmıştır. [6] Bu hükümler; Hapis cezasından çevrilen adlî para cezaları hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen üçbin Türk Lirası dâhil adlî para cezasına mahkûmiyet hükümlerine, üst sınırı beşyüz günü geçmeyen adlî para cezasını gerektiren suçlardan beraat hükümlerine, Kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümlere, karşı istinaf yoluna başvurulamaz. (5271 Sayılı CMK m. 272/3) Bu sayılan hükümler hakkında istinaf kanun yoluna başvurulamaz. Yani ilk derece mahkemesi tarafından verilen bu hükümler kesindir. İlk derece mahkemesi tarafından verilmiş olan, onbeş yıl ve daha fazla hapis cezası kararları, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından resen incelenir.


İstinafa sanık, katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar ile sanık adına yasal temsilci veya eşi, müdafi ya da vekilin istinaf başvurusunda gerekçe göstermesi gerekmez. Fakat yukarıda da belirtildiği üzere gerekçesiz olarak istinafa başvurulması halinde talep edilen kararın çıkması çok zordur. Ülkemizde yargı makamlarında çok fazla dosya bulunmaktadır. Bu sebepten dolayı yeterli incelemeler yapılamamaktadır. Bu sebepten ötürü mahkemelere yön göstermek çok önemlidir. İyi bir avukat, istinaf dilekçesini detaylı bir şekilde açıklayarak hukuki bir temele oturtmak zorundadır. Cumhuriyet Savcısı tarafından istinaf yoluna başvurulmuş ise, istinaf yoluna başvuru nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça gösterilmesi gerekir.

İlk derece mahkemesinden verilen hükümlere karşı hükmün açıklanmasından itibaren, yedi gün içinde kararı veren makama verilen dilekçe ile istinaf kanun yoluna başvurulur. Yedi günlük süre, kararın ilgiliye tefhimi eğer duruşmada hazır bulunmamışsa tebliği ile başlayacaktır.


Süresi içinde verilen istinaf dilekçesi, ilk derece mahkemesinin verdiği kararın kesinleşmesini ve bu çerçevede kararın infazını engelleyecektir. Eğer sanık tutuklu ise, bu durum devam eder.


İstinaf istemi, kanunî sürenin geçmesinden sonra veya aleyhine istinaf yoluna başvurulamayacak bir hükme karşı yapılmışsa ya da istinaf yoluna başvuranın buna hakkı yoksa, hükmü veren mahkeme bir kararla dilekçeyi reddeder. Kararına karşı istinafa gidilen ilk derecek mahkemesi, istinafa başvuru için aranan üç koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği yönünde bir araştırma yapar. Buna göre ilk derece mahkemesi, istinaf isteminin, yasal sürenin geçmesinden sonra yapılıp yapılmadığı, aleyhine istinaf yoluna başvurulamayacak bir hükme karşı yapılıp yapılmadığı ve istinaf yoluna başvuranın buna hakkının olup olmadığı yönünden inceleme yetkisine sahiptir. [7] Hükmü veren mahkemece reddedilmeyen istinaf dilekçesi veya beyana ilişkin tutanağın bir örneği karşı tarafa tebliğ olunur. Karşı taraf, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde yazılı olarak cevabını verebilir.


Bölge Adliye Mahkemesinde dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonunda; bölge adliye mahkemesinin yetkili olmadığının anlaşılması hâlinde dosyanın yetkili bölge adliye mahkemesine gönderilmesine veya bölge adliye mahkemesine başvurunun süresi içinde yapılmadığının, incelenmesi istenen kararın bölge adliye mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olmadığının, başvuranın buna hakkı bulunmadığının anlaşılması hâlinde istinaf başvurusunun reddine karar verilir. (5271 Sayılı CMK m. 279/1-b) Bölge Adliye Mahkemesi’nin, başvuru koşullarının gerçekleşmemesi nedeniyle verdiği red kararı kesin olup, bu karara karşı temyiz yoluna gidilemez.


Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesi ile önemli ölçüde aynı tespitlerde bulunmuş, olayı hukuksal açıdan aynı biçimde nitelendirilmiş ve başvurulan yaptırım açısından da ilk derece mahkemesi kararında herhangi bir hukuka aykırılık görmemiş ise, istinaf istemenin esastan reddine karar verir. [8]


İlk derece mahkemesinin kararında CMK m.289’da belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması durumunda hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelemek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verir.

Bölge Adliye Mahkemesi, istinaf istemini yerinde bulursa, ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeni bir hüküm kurmaktadır.


Temyiz

Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olup, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile bu Kanun ve diğer kanunların hükümlerine göre görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir. (2797 Sayılı Yargıtay Kanunu m.1)


Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir. Ancak; İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları, hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, ilk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adlî para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, on yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları ve davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları, temyiz edilemez. (5271 Sayılı CMK m. 286)


Temyiz istemi, hükmün açıklanmasından itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar. Süresi içinde yapılan temyiz başvurusu, hükmün kesinleşmesini engeller.


Temyiz istemi, kanunî sürenin geçmesinden sonra yapılmış veya temyiz edilemeyecek bir hüküm temyiz edilmiş veya temyiz edenin buna hakkı yoksa, hükmü temyiz olunan bölge adliye veya ilk derece mahkemesi bir karar ile temyiz istemini reddeder. Temyiz eden, ret kararının kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde Yargıtaydan bu hususta bir karar vermesini isteyebilir. Bu takdirde dosya Yargıtaya gönderilir. Ancak, bu nedenden dolayı hükmün infazı ertelenemez.


Yargıtay, süresi içinde temyiz başvurusunda bulunulmadığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin buna hakkı olmadığını ya da temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğini saptarsa, temyiz istemini reddeder.


Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Hukuka aykırılık ise, bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanmasıdır.


Yargıtay’da yapılan inceleme, kural olarak, dosya üzerinden olur. Ancak, istisna olarak, duruşma yapıldığı vardır. Gerçekten, on yıl veya daha fazla hapis cezasına ilişkin hükümlerde, Yargıtay, incelemelerini sanığın veya katılanın temyiz başvurusundaki istemi üzerine veya resen duruşma yoluyla yapar.[9]


Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.


Bölge adliye mahkemesinin temyiz olunan hükmünün Yargıtayca hukuka uygun bulunması hâlinde temyiz isteminin esastan reddine karar verilir. Yargıtay, temyiz edilen hükmü, temyiz başvurusunda gösterilen, hükmü etkileyecek nitelikteki hukuka aykırılıklar nedeniyle bozar. Bozma sebepleri ilâmda ayrı ayrı gösterilir. Hüküm, temyiz dilekçesinde gösterilen sebeplerle bozulduğunda, dilekçede açıklanmış olmasa bile saptanan bütün diğer hukuka aykırılık hâlleri de ilâmda gösterilir. Hükmün bozulmasına neden olan hukuka aykırılık, bu hükme esas olarak saptanan işlemlerden kaynaklanmış ise, bunlar da aynı zamanda bozulur.


Yargıtay’ın son kararı bozması durumunda, kararı vermiş olan mahkeme iki şekilde karar verebilir. Mahkeme bozmaya uyar ve yeni bir ceza muhakemesi yapılmasına karar verir. Ya da mahkeme verdiği kararda direnir. Direnme kararları, kararına direnilen daireye gönderilir. Daire, mümkün olan en kısa sürede direnme kararını inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir. Direnme üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara karşı direnilemez.


Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya CM m. 262 nci maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.


Yazan: Avukat Mirkan Günay Topcu


[1] Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 639 [2] [2] Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 657 [3] Yüce, Kanun Yolları, s.51; Centel/Zafer, Ceza Muhakemesi, s. 700, Kunter/Yenisey, no:59.1 [4] Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 689 [5] Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 691 [6] Yenisey, İstinaf, s.122 vd. [7] Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 716 [8] Pfeiffer, 328 no.2 [9] Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 744







Acarlar Mahallesi,Martı Sokak

No: 295 Beykoz/  İstanbul

土耳其投资入籍项目
WiklundKurucuk Istanbul Immigration Law

FOLLOW US:

  • Google+ - White Circle
  • LinkedIn - White Circle
  • Twitter - White Circle
  • Facebook - White Circle
  • YouTube - White Circle