Türk Ceza Hukuku’nda Müdahil ve Müdafinin Hakları


Türk Ceza Hukuku’nda Müdahil ve Müdafinin Hakları


Ceza Davasında Müdahil (Katılan)

Kamu davasına müdahale usulü, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’un 237 ve sonraki maddelerinde düzenlenmiştir.


Kamu davasına katılma usulü, savcının kamu davası açarak toplum adına iddia görevini yaptığı yargılamalarda, suçtan zarar gören sıfatını taşıyan kişinin, savcının yanında kişisel olarak bulunduğu bir usuldür.


Müdahil veya katılan olabilmek için suçtan zarar gören sıfatını taşımak gerekir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nda, suçtan zarar gören kimse terimi tanımlanmamıştır. Fakat basitçe anlatmak gerekirse, suçtan zarar gören kimse, belirli bir suç tarafından zarara veya tehlikeye uğratılan hak ve yararın sahibini belirtir. Fakat önemli olan husus, suçtan zarar görene karşı işlendiği iddia edilen suçtan doğrudan doğruya zarar görmesi gerekmektedir.


Mağdur, on sekiz yaşını doldurmamış, sağır veya dilsiz ya da meramını ifade edemeyecek derecede malul olur ve bir vekili de bulunmazsa, istemi aranmaksızın bir vekil görevlendirilir. Suçtan zarar gören davaya katıldığında vekili yoksa, cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasının gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteme hakkına sahiptir.


Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler. Katılan olabilmek için bir kamu davasının açılmış olması gerekmektedir. Soruşturma aşamasında müdahil olma talebinde bulunulamaz. Bulunulsa bile dikkat edilmeyecektir. Kovuşturma aşamasına geçildiğinde kovuşturma evresinin her aşamasında kamu davasına katılabilir. Fakat uygulamada ilk duruşma da suçtan zarar gören hazır bulunması halinde müdahale talebinin olup olmadığı mahkeme tarafından suçtan zarar görene sorulacaktır. Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır. Eğer suçtan zarar gören, ilk derece mahkemesinde katılma talebinde bulunmadıysa temyiz aşamasında katılma talebinde bulunamayacaktır. Yargıtay’a göre kovuşturma aşamasında fiilden dolayı şikayetçi olmadığını belirten suçtan zarar görenin de davaya katılma hakkı yoktur.


Suçtan zarar görenin katılma talebinde bulunması halinde mahkeme karar vermedikçe müdahillik statüsü kazanılamayacaktır. Yani mahkeme karar vermedikçe, hukuki statüsü müşteki olarak devam edecek ve müdahile tanınan haklardan yararlanamayacaktır. Mahkeme, müdahale istemi üzerine, savcının ve sanığın mütalaasını alır. Bu mütalaa üzerine karar verir. Sanığın, müdahale istemini reddetmesi halinde bu karar istinaf ve temyiz kanun yolunda incelenecektir.


Müdahilin ya da vekilinin kamu davasını takip etme zorunluluğu bulunmamaktadır. Dava takip edilmediğinde, müdahillik statüsü kaybedilmez, fakat yargılamada öne sürülecek olan haklar kaybedilebilir. Mahkeme, müdahil ya da vekilinin hazır bulunmadığı celselerdeki işlemler tekrarlanmaz.


Suçtan zarar görenin, katılma talebi mahkeme tarafından kabul edilmesi halinde müdahillik (katılan) statüsü kazanacaktır. Katılanın yani müdahilin yargılama aşamasında belli hakları vardır. Bu haklar, bilirkişi atanmasını isteme, uzman yardımından yararlanma, hâkim, bilirkişi ve zabıt katibini reddetme, tanık çağırma, hâkim veya mahkeme başkanı aracılığıyla soru sorma, dinleme ve belge okumadan sonra diyeceğinin sorulması, delillerin tartışılmasına katılma ve kanun yoluna başvuru hakkı mevcuttur. Katılan, Cumhuriyet Savcısına bağlı olmaksızın kanun yollarına başvurabilir.


Ceza Davasında Müdafinin Yetkileri

Şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatına müdafi denir. Müdafiyi, sanık seçebileceği gibi barolar tarafından da atanabilir. Sanık bir müdafi seçebilecek durumda bulunmadığını beyan ederse, baro tarafından kendisine bir müdafi tayin edilir. Talep varsa artık müdafi tayini zorunludur. Aksi bir durumda adil yargılanma hakkı ihlal edilecektir. Sanık, on sekiz yaşını bitirmemiş yahut sağır veya dilsiz veya kendini savunamayacak kadar malul olur ve bir müdafisi de bulunmazsa talebi aranmaksızın kendisine bir müdafi tayin edilir. Şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafinin yardımından yararlanabilir. Soruşturma evresinde, ifade almada en çok üç avukat hazır bulunabilir. Sanık tarafından seçilen müdafi için noterde düzenlenen vekaletname gerekmektedir. Baro tarafından görevlendirilen müdafilerin ise vekaletnameye ihtiyacı bulunmamaktadır. Fakat uygulamada bazı mahkemeler, baro tarafından atanan müdafilerden vekaletname talep etmektedir. Bu durum hatalıdır ve kanuni olarak bir geçerliliği bulunmamaktadır. Sanık tarafından seçilen müdafi ise yargılama aşamasında vekaletnamesini ibraz eder ve müdafilik görevine başlar. Mahkemelerin, müdafinin müdafiliğinin kabul kararı vermesinin herhangi bir hukuki geçerliliği ve yetkisi yoktur. Fakat uygulamada, mahkemeler kendilerinde bu yetkiyi görmektedir. Fakat bunun hukuki bir geçerliliği yoktur. Müdafiler, polis, jandarma, savcılıklarda ve hazırlık soruşturmasında sulh ceza hâkimi önünde vekaletname ibraz etmeksizin görev yapılabilir.


Müdafi, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir.


Müdafinin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabilir. Bu kısıtlama ancak kasten öldürme, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, devletin güvenliğine karşı suçları, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, devlet suçlarına karşı suçlar ve casusluk, silah kaçakçılığı, zimmet, kaçakçılıkla mücadele kapsamındaki suçlara ilişkin soruşturmalarda geçerli olacaktır. Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, kısıtlama kararı verilemez. Yukarıda sayılan suçlar haricinde kısıtlama kararı verilemez. Ceza Muhakemesi Kanunu’nda bu suçlar sınırlı olarak sayılmıştır. Hâkimin kısıtlama kararı verebilmesi için soruşturmanın amacını değerlendirmesi, bu amaca aykırı düşecek ve soruşturmayı tehlikeye düşürebilecek olan nedenleri tespit ettiğinde, kısıtlama kararı vermeyecektir. Hâkimin kısıtlama kararı vermesi zaruri hallerde ortaya çıkacaktır. Kısıtlama kararı, savunma hakkını ve adil yargılanma hakkını ihlal edebilecek kararlardandır.


Şüpheli veya sanık, vekâletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafii ile yazışmaları denetime tâbi tutulamaz. Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukukî yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz. Bu durumun ihlal edilmesi halinde, adil yargılanma hakkı ihlal edilecektir. Böyle bir durum ile karşılaşılması halinde müdafinin derhal tutanak tutup, ilgili memurlar hakkında suç duyurusunda bulunması gerekmektedir.


Sanıkla müdafi arasındaki ilişki müdafilik ilişkisi olup, amacı sanığa yardımcı olmaktır. Bu yardım savunma olarak gerçekleşir.[1] Fakat müdafi, sanıktan bağımsızdır. Bu nedenle müdafi yasanın verdiği yetkileri kullanır ve sanığı temsil eder. Bu görevin kapsamında, sanık hazır olmadığında onu temsil etmek de vardır.


Yukarıdaki yetkilere ek olarak sanığın savunmasının gerektirdiği her şey, müdafinin görevine girer. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 289. Maddesinde belirtildiği üzere savunma hakkının her türlü sınırlaması, hükmün mutlak bozulması için bir nedendir. Müdafinin, yukarıdaki hakların yanı sıra, muhakemede hazır bulunma, delil ileri sürme, açıklamada bulunma, doğrudan soru sorma, sanığı temsil etme, şüpheli ve sanıkla görüşme ve kanun yollarına başvurma yetkileri vardır.


Müdafinin savunma dokunulmazlığı vardır. Bu husus 5237 Sayılı Türk Ceza Kanun’un 128. Maddesinde açıklanmıştır; Yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnatlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde, ceza verilmez. Ancak, bunun için isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir. Savunmanın dokunulmazlığı gereğince, Avukatlar, mahkemeden söz istememeleri gerekmektedir. Müdafiler, mahkemelerin bu tutumlarına karşı gelmek zorundadır. Savunma hakkı gereğince yerine getirilmelidir. Çünkü mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlanması kararın mutlak bozulmasını gerekmektedir.


Yazan: Avukat Mirkan Günay Topcu

[1] Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 252






6 views

Acarlar Mahallesi,Martı Sokak

No: 295 Beykoz/  İstanbul

土耳其投资入籍项目
WiklundKurucuk Istanbul Immigration Law

FOLLOW US:

  • Google+ - White Circle
  • LinkedIn - White Circle
  • Twitter - White Circle
  • Facebook - White Circle
  • YouTube - White Circle