Ceza Hukuku | Wiklundkurucuk Law Firm https://www.wiklundkurucuk.com Istanbul Turkey Lawyers and Law Firms Mon, 12 Apr 2021 08:21:16 +0000 tr hourly 1 https://www.wiklundkurucuk.com/ https://www.wiklundkurucuk.com/wp-content/uploads/2021/03/cropped-favicon-32x32.png Ceza Hukuku | Wiklundkurucuk Law Firm https://www.wiklundkurucuk.com 32 32 Türk Ceza Hukuku’nda uzlaştırma ve önödeme https://www.wiklundkurucuk.com/tr/turk-ceza-hukukunda-uzlastirma-ve-onodeme/ Wed, 31 Mar 2021 11:06:22 +0000 https://www.wiklundkurucuk.com/?p=225659 Curabitur fringilla malesuada magna, in vehicula tortor hendrerit quis. Cras dolor odio, faucibus elementum egestas a, auctor sed nisl. Suspendisse in odio justo. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Cras ut laoreet nibh, ac luctus enim.

The post Türk Ceza Hukuku’nda uzlaştırma ve önödeme appeared first on Wiklundkurucuk Law Firm.

]]>

Türk Ceza Hukuku’nda uzlaştırma ve önödeme

Omur Boyu Ehliyet Donemi Sona Erdi

Türk Ceza Hukuku’nda Uzlaştırma ve Önödeme

 

Uzlaştırma

Uzlaştırma, uzlaşma kapsamındaki bir suç nedeniyle başlatılan ceza soruşturması veya kovuşturması sırasında, uzlaştırma bürosunda görevli Cumhuriyet Savcısı tarafından uzlaştırmacı olarak görevlendirilen kişinin şüpheli veya sanık ile mağdur veya suçtan zarar göreni, varsa mağdurun zararının giderilmesine, şüpheli veya sanığın da yargılamanın sonuçlarından kurtulmasına yönelik olarak anlaştırmak için bir araya getirilmesi suretiyle uyuşmazlığın yargı dışı yolla çözümünü amaçlayan bir kurumdur.[1]

Şüpheli veya sanık ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi arasındaki uyuşmazlıkların giderilmesi amacını taşıyan ve mahkemelerin iş yükünü azaltan, uyuşmazlığın çözümüne ilişkin süreci hızlandıran ve masrafları da mümkün olan en düşük düzeyde tutarak sistemi rahatlatan bir kurum olan uzlaşma veya uzlaştırılma, soruşturma aşamasında dava engeli, kovuşturma aşamasında ise davayı düşüren nedenlerdendir.[2]

Uzlaşma kapsamındaki suçlar, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’un 253. Maddesinde sayılmıştır. Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar uzlaşma kapsamındadır. Şikayete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın Türk Ceza Kanun’unda yer alan; kasten yaralama, taksirle yaralama, tehdit, konut dokunulmazlığının ihlali, hırsızlık, dolandırıcılık, çocuğun kaçırılması ve alıkonulması, ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması suçları uzlaşma kapsamındadır.

Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez. Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz. Kasten yaralamanın cezayı arttıran halleri ve tehdit suçunun cezasını arttıran haller uzlaşma kapsamında değildir.

Mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar, uzlaşma kapsamındadır.

Yani uzlaştırma sürecinin işleyebilmesi için, suçun uzlaştırma kapsamında olması gerekir, şikayete bağlı bir suç ise şikayet koşulunun gerçekleşmiş olması gerekir ve suçun işlendiği konusunda yeterli şüphe elde edilmiş olmalıdır. Bu koşullar gerçekleştiğinde, dosya uzlaştırma bürosuna gönderilir. Büro tarafından görevlendirilen uzlaştırmacı, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Şüphelinin, mağdurun veya suçtan zarar görenin reşit olmaması halinde, uzlaşma teklifi kanunî temsilcilerine yapılır. Uzlaştırmacı, uzlaşma teklifini açıklamalı tebligat veya istinabe yoluyla da yapabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören, kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren üç gün içinde kararını bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılır.

Uzlaşma teklifinde bulunulması halinde, kişiye uzlaşmanın mahiyeti ve uzlaşmayı kabul veya reddetmesinin hukukî sonuçları anlatılır.

Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir. Fakat bu hususa ek olarak, uzlaşma teklifinde bulunulması veya teklifin kabul edilmesi, soruşturma konusu suça ilişkin delillerin toplanmasına ve koruma tedbirlerinin uygulanmasına engel değildir.

Uzlaştırma müzakereleri sırasında yapılan açıklamalar, herhangi bir soruşturma ve kovuşturmada ya da davada delil olarak kullanılamaz.

Uzlaştırmacı, dosya içindeki belgelerin birer örneği kendisine verildikten itibaren en geç otuz gün içinde uzlaştırma işlemlerini sonuçlandırır. Uzlaştırma bürosu bu süreyi her defasında yirmi günü geçmemek üzere en fazla iki kez daha uzatabilir.

Uzlaştırma müzakereleri gizli olarak yürütülür. Uzlaştırma müzakerelerine şüpheli, mağdur, suçtan zarar gören, kanunî temsilci, müdafi ve vekil katılabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenin kendisi veya kanunî temsilcisi ya da vekilinin müzakerelere katılmaktan imtina etmesi halinde, uzlaşmayı kabul etmemiş sayılır.

Uzlaşma müzakereleri sonunda uzlaştırmacı, bir rapor hazırlayarak kendisine verilen belge örnekleriyle birlikte uzlaştırma bürosuna verir. Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde, tarafların imzalarını da içeren raporda, ne suretle uzlaşıldığı ayrıntılı olarak açıklanır. Uzlaştırma bürosu soruşturma dosyasını, raporu ve varsa yazılı anlaşmayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Uzlaşma teklifinin reddedilmesine rağmen, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören uzlaştıklarını gösteren belge ile en geç iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar Cumhuriyet savcısına başvurarak uzlaştıklarını beyan edebilirler.

Cumhuriyet savcısı, uzlaşmanın, tarafların özgür iradelerine dayandığını ve edimin hukuka uygun olduğunu belirlerse raporu veya belgeyi mühür ve imza altına alarak soruşturma dosyasında muhafaza eder. Uzlaştırmanın sonuçsuz kalması halinde tekrar uzlaştırma yoluna gidilemez.

Aralarında iştirak ilişkisi olsun veya olmasın birden çok kişi tarafından işlenen suçlarda, ancak uzlaşan kişi uzlaşmadan yararlanır.

Uzlaşma sonucunda verilecek kararlarla ilgili olarak bu Kanunda öngörülen kanun yollarına başvurulabilir.

 

Öndeme

Önödeme, bir dava şartıdır. Önödeme yerine getirilmişse Cumhuriyet Savcısının kamu davası açması mümkün değildir.[3]

 

Önödemeye başvurulması için koşulların oluşması gerekmektedir. Önödemeye başvurulması için suçun uzlaşma kapsamında olmaması gerekmektedir. Suç karşılığında öngörülen cezanın yalnızca adli para cezası olması veya öngörülen ceza hapis ise, bunun yukarı sınırının altı ayı geçmemesi veya Türk Ceza Kanun’u madde 75/6’ katalog halinde sayılan suçlardan biri olması gerekmektedir. Bu suçlar; yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, genel güvenliğin taksirle tehlikeye, çevrenin taksirle kirletilmesi, özel işaret ve kıyafetleri usulsüz kullanma, suçu bildirmeme, suçları, 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 108 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan suç, 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 74 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan suç, 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununun 32 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan suç, bakımından da uygulanır.

 

Bu fıkra kapsamındaki suçların beş yıl içinde tekrar işlenmesi hâlinde fail hakkında aynı suçtan dolayı önödeme hükümleri uygulanmaz. Yapılan soruşturma sonucunda Cumhuriyet Savcısının, şüphelinin suçu işlediği konusunda yeterli şüpheye dayanak oluşturan delile ulaşmış olması gerekir. Bu koşullar gerçekleştiğinde, Cumhuriyet Savcısı önödeme girişiminde bulunmak zorunda olup, bu konu Cumhuriyet Savcısının takdir yetkisi kapsamında değildir.[4]

 

Uzlaşma kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, yalnız adlî para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı sınırı altı ayı aşmayan suçların faili; adlî para cezası maktu ise bu miktarı, değilse aşağı sınırını, hapis cezasının aşağı sınırının karşılığı olarak her gün için otuz Türk Lirası üzerinden bulunacak miktarı, hapis cezası ile birlikte adlî para cezası da öngörülmüş ise, hapis cezasının aşağı sınırının karşılığı olarak her gün için otuz Türk Lirası üzerinden belirlenecek miktar ile adlî para cezasının aşağı sınırını, soruşturma giderleri ile birlikte, Cumhuriyet savcılığınca yapılacak tebliğ üzerine on gün içinde ödediği takdirde hakkında kamu davası açılmaz.

 

Şüpheli, önödemeyi yerine getirdiği takdirde hakkında kamu davası açılmaz ve kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir.

 

Ödemede bulunulması üzerine verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ile düşme kararları, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.

 

Yazan : Avukat Mirkan Günay Topcu

[1] Centel/Zafer, Ceza Muhakemesi, s.428) [2] Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukukunda Fail-Mağdur uzlaşması, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 2006, s. 117 vd. [3] Centel/Zafer, El Kitabı, s.390 [4] Centel/Zafer, El Kitabı, s.390

The post Türk Ceza Hukuku’nda uzlaştırma ve önödeme appeared first on Wiklundkurucuk Law Firm.

]]>
Türk Ceza Hukuku’nda tutuklama https://www.wiklundkurucuk.com/tr/turk-ceza-hukukunda-tutuklama/ Wed, 31 Mar 2021 11:04:06 +0000 https://www.wiklundkurucuk.com/?p=225654 Curabitur fringilla malesuada magna, in vehicula tortor hendrerit quis. Cras dolor odio, faucibus elementum egestas a, auctor sed nisl. Suspendisse in odio justo. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Cras ut laoreet nibh, ac luctus enim.

The post Türk Ceza Hukuku’nda tutuklama appeared first on Wiklundkurucuk Law Firm.

]]>

Türk Ceza Hukuku’nda tutuklama

Omur Boyu Ehliyet Donemi Sona Erdi

Türk Ceza Hukuku’nda Tutuklama

Ceza muhakemesinin yapılmasını veya yapılan muhakemenin sonunda verilecek kararların kağıt üzerinde kalmamasını ve muhakeme masraflarının karşılanmasını sağlamak amacıyla, kural olarak, ceza muhakemesinde karar verme yetkisi haiz olan yetkililer tarafından, gecikmede sakınca bulunan durumlarda, geçici olarak başvurulan ve hükümden önce bazı temel hak ve özgürlüklere müdahaleyi gerektiren önlemlere koruma tedbirleri denir. [1] Koruma tedbirlerinin pek çok çeşidi vardır. Bunlar, gözaltı, zorla getirme, yakalama, tutuklama, arama, elkoyma bu tedbirlerdendir.

 

Koruma tedbirlerine, insan hakları ve temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturduğu için ancak yasal bir dayanak varsa başvurulabilir.[2]

Koruma tedbirlerine, suç şüphesinin belli bir yoğunlukta olması halinde başvurulabilir. Koruma tedbirleri farklı olduğundan dolayı aranan şüphe yoğunlukları farklıdır.

Koruma tedbirleri, kesin hükümden önce bireylerin temel hak ve özgürlüklerine müdahale oluşturmaktadır.

Koruma tedbirleri, tek başına bir amaç değil, araçtır. Bu nedenle de geçicidir. Koruma tedbirlerinden beklenen amaç gerçekleşmeyecekse, bu tedbirlere başvurulamayacağı gibi, amaca ulaşınca da derhal sona ererler veya sona ermesine karar verilir. [3]

Koruma tedbirlerinin uygulanması ile delillerin elde edilmesi ve elde edilen delillerin de koruma altına alınması amaçlanmaktadır.

Koruma tedbirlerinin uygulanması için gecikmede sakınca bulunması vardır.

Koruma tedbirlerine, kural olarak, hakim hatta bazı durumlarda da mahkeme oybirliği ile karar verir. Fakat kanunda öngörülen pek çok durumda da, gecikmede sakınca varsa koruma tedbirlerini savcılık karar verebilmektedir.

Koruma tedbiri ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Yani bir koruma tedbirine karar verilmesi ile elde edilecek yarar ile bu suretle ortaya çıkacak zarar arasında makul, akla uygun bir ölçü olmalıdır.

 

Tutuklama

Şüpheli veya sanığın kişi özgürlüğünün hükümden önce, hakim kararı ile sınırlandırılarak tutukevi adı verilen yere konmasına tutuklama denir. Bu koruma tedbiri ile özellikle şüphelinin kaçması, tanıklara baskı yapması ve eyleminin delillerini karartması önlenir. [4]

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’un 100 ve maddelerinde tutuklama düzenlenmiştir.

Tutuklama tedbiri, kişi özgürlüğünü ortadan kaldırdığı için adli kontrol tedbirlerinin de yeterli olmadığı hallerde zorunlu olan bir tedbirdir.

Yukarıda koruma tedbirlerine özgü tüm özellikler tutuklama açısından da aranır.

Tutuklama, şüpheli veya sanığın muhakemede hazır bulunmasını ve böylece kararın infaz edilmesini sağlamak ve maddi gerçeğe ulaşılmasını sağlamak için delillerin karartılmasını önlemek amacını güder. [5]

Suçu işlediği, işlenmesine iştirak ettiği veya en azından teşebbüs ettiği yolunda kuvvetli şüpheler bulunan hakimin huzurunda bulunan şüpheli veya sanık, ancak tutuklama nedenlerinden en az birisinin bulunması ve nihayet adli kontrol tedbirlerinden birine hükmedilememesi halinde tutuklanabilir.[6]

Tutuklamanın koşulları; sanığın huzurda bulunması, kuvvetli şüpheyi haklı kılan somut delillerin bulunması, tutuklama nedenlerinin bulunması, orantılılık ve muhakeme koşullarının gerçekleşmesidir. Tutuklama koşulları var olsa bile, hakim veya mahkeme tutuklama kararı vermeyebilir.

 

Tutuklamaya karar verebilmek için şüpheli veya sanığın huzurda bulunması gerekir. Şüpheli veya sanık, gözaltına alınmış olabileceği gibi çağrı üzerine gelmiş de olabilir. Yani Ceza Muhakemesi Kanunu’nda gıyabi tutuklama kurumu kaldırılmıştır. Tutuklama kararının, şüpheli veya sanığın huzurunda verileceği kuralının iki tane istisnası vardır. Bunlardan ilki, kaçak sanık hakkında yokluğunda tutuklama kararı verebilmesidir. Kaçağın tanımı 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 247. Maddesinde tanımı yapılmıştır. Hakkındaki soruşturmanın veya kovuşturmanın sonuçsuz kalmasını sağlamak amacıyla yurt içinde saklanan veya yabancı ülkede bulunan ve bu nedenle Cumhuriyet savcısı veya mahkeme tarafından kendisine ulaşılamayan kişiye kaçak denir. Fakat mahkemenin şüpheli veya sanık hakkında, kaçak olduğuna karar verilmesi için yapılması gereken işlemler vardır. Hakkında, 248 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen suçlardan dolayı soruşturma veya kovuşturma başlatılmış olan şüpheli veya sanığın, yetkili Cumhuriyet savcısı veya mahkemece usulüne göre yapılan tebligata uymamasından dolayı verilen zorla getirilme kararı da yerine getirilemez ise, Cumhuriyet savcısı veya mahkeme; çağrının bir gazete ile şüpheli veya sanığın bilinen konutunun kapısına asılmak suretiyle ilânına karar verir; yapılacak ilânlarda, onbeş gün içinde gelmediği takdirde 248 inci maddede gösterilen tedbirlere hükmedilebileceğini ayrıca açıklar, bu işlemlerin yerine getirildiğinin bir tutanak ile saptanmasından itibaren onbeş gün içinde başvurmayan şüpheli veya sanığın kaçak olduğuna karar verir. Kaçak sanık hakkında kovuşturma yapılabilir. Ancak, daha önce sorgusu yapılmamış ise, mahkûmiyet kararı verilemez. İkinci istisna ise, tutuklama isteminin reddi kararına Cumhuriyet Savcısı tarafından itiraz edilmesi üzerine itirazı inceleyen makam sanığın veya şüphelinin yokluğunda tutuklama kararı verilmesidir. [7]

 

Tutuklama kararının verilmesi içim kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması gerekmektedir. Kuvvetli şüphe, tutuklama kararının verildiği ana kadar yapılan soruşturma sonucu elde edilen delillere göre, şüpheli veya sanığın fail veya suç ortağı olarak hukuka aykırı ve kusurlu bir suç işlediği veya işlenmesine teşebbüs ettiği konusunda yüksek bir olasılığın mevcut olması demektir.[8] Yani tutuklama için şüpheyi haklı kılan somut deliller arandığından dolayı varsayımlar üzerine tutuklama kararı verilemez.

Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa, şüpheli veya sanığın davranışları, delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma, hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutuklama kararı verilebilir. Tutuklama nedenlerini bu sebepler oluşturur.

Unutulmaması gereken en büyük husus, tutuklama, kendisinden beklenen amaca ulaşmak için somut olayda uygun, gerekli ve ölçülü olmalıdır.

Sadece adlî para cezasını gerektiren suçlarda veya vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez. Vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenen suçlar tutuklama yasağının kapsamı dışında tutulmuştur. Onbeş yaşını doldurmamış olan çocuklar hakkında üst sınırı beş yılı aşmayan hapis cezasını gerektiren fiillerden dolayı tutuklama kararı verilemez.

Tutuklama kararı, sadece hakim tarafından karar verilebileceği belirtilmiştir. Soruşturma evresinde, tutuklama kararı vermeye sulh ceza hakimi yetkilidir. Soruşturma evresinde sulh ceza hakimi, kendiliğinden tutuklama kararı veremez, Cumhuriyet Savcısının tutuklama isteminde bulunmuş olması gerekmektedir. Savcının tutuklama müzekkeresi üzerine Sulh Ceza Hakimi bir duruşma açmalıdır. Bu duruşmada savcı ve sanıkla ile müdafisi hazır bulunmalıdır. Konusu yalnızca tutuklama olan bir duruşma ve yargılama yapılmalıdır. Kovuşturma evresinde ise ceza davasına bakan mahkeme tutuklama kararı vermeye yetkilidir. Mahkeme tutuklama kararını, resen veya Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine verebilir.

Tutuklama ve salıverme kararı istinaf mahkemesince de verilebilir. Buna karşılık temyiz incelemesi yapan Yargıtay’ın tutuklama kararı verme yetkisi yoktur. Bozma nedenine göre yalnızca salıverme kararı verebilir.[9]

Tutuklama kararının gerekçeli olması gerekmektedir. Yani tutuklamaya, tutukluluğun devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararda, kuvvetli suç şüphesini, tutuklama nedenlerinin varlığını ve tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu gösteren deliller somut olaylarla gerekçelendirilmelidir. Fakat uygulama da bilgisayarlarda bulunan kopyala ve yapıştır özelliği ile tutuklama kararı verilmektedir. Mahkemeler kararın gerekçeli olmasının gerektiğini yanlış anlamaktadır.

Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir, uzatma süresi toplam üç yılı geçemez. Tutukluluk süreleri, zorunlu haller halinde uzatılabilir. Yargılamayı yapabilmek ve sonuçlandırabilmek için zaruret olmalıdır. Ayrıca bu zaruret halinin, uzatma kararında gerekçelendirilerek gösterilmesi gerekmektedir. Uzatma kararlarının verilmesi için Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanık ile müdafiinin görüşleri alındıktan sonra verilir. Görüşlerinin alınmaması halinde verilen uzatma kararı, hukuka aykırı olacaktır.

Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından tutuklama şartları göz önünde bulundurularak, şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle karar verilir.

Tutukluluk durumunun incelenmesi, yukarıdaki fıkrada öngörülen süre içinde şüpheli tarafından da istenebilir. Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde de re’sen karar verir. Yukarıda da belirtildiği üzere en geç otuzar günlük süre ile tutukluluğun inceleneceği düzenlenmiştir. Fakat bu husus uygulamada yanlış anlaşılmaktadır. Müdafiler 15 gün içinde de tutukluluğun incelenmesini isteyebilirler.

Tutuklanmış bulunan şüpheli veya sanığın tutukluluk durumunun gözden geçirilmesi ve gerek kalmamışsa veya koşulları ortadan kalkmışsa tutuklamaya derhal son verilmesi gerekir.

Cumhuriyet savcısı, şüphelinin adlî kontrol altına alınarak serbest bırakılmasını sulh ceza hâkiminden isteyebilir. Hakkında tutuklama kararı verilmiş şüpheli ve müdafii de aynı istemde bulunabilirler. Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı adlî kontrol veya tutuklamanın artık gereksiz olduğu kanısına varacak olursa, şüpheliyi re’sen serbest bırakır. Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğinde şüpheli serbest kalır.

Tutuklama kararına karşı itiraz edilebilir. İtiraz süresi 7 gündür.

Tutuklamadan ve tutuklamanın uzatılmasına ilişkin her karardan tutuklunun bir yakınına veya belirlediği bir kişiye, hâkimin kararıyla gecikmeksizin haber verilir. Ayrıca, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemek kaydıyla, tutuklunun tutuklamayı bir yakınına veya belirlediği bir kişiye bizzat bildirmesine de izin verilir. Şüpheli veya sanık yabancı olduğunda tutuklanma durumu, yazılı olarak karşı çıkmaması halinde, vatandaşı olduğu devletin konsolosluğuna bildirilir.

Uygulamada katalog suçlar hakkında, inceleme yapılmaksızın tutuklama kararları verilmektedir. Bu durum hukuk devletinin ilkeleri ile bağdaşmamakta ve adil yargılanma hakkını ihlal etmektedir. Özellikle mahkemeler tarafından dikkat edilmesi gereken husus, tutuklama kararlarının gerekçeli verilmesi gerekmektedir. Fakat bu gerekçeler tutuklanan herkes için aynı olmaması gerekmektedir. Sulh Ceza Hakimleri ve Mahkemeler tutukluluğu incelememekte ve herkes için aynı gerekçeleri kullanmaktadır. Bu husus son derece hatalıdır. Mahkemeler yaptıkları bu inceleme ve gerekçeli kararları ile Hukuk Devletinin İlkelerini ihlal etmektedir.

 

Yazan: Avukat Mirkan Günay Topcu

[1] Hakeri/Ünver, Ceza Muhakemesi Hukuku Temel Bilgiler, Ankara 2007, s.151; Cihan/Yenisey, no.225 vd. [2] Şahin, Ceza Muhakemesi I, s. 200; Centel/Zafer, Ceza Muhakemesi, s.303 [3] Hakeri/Ünver, Ceza Muhakemesi, s.152 [4] Öztürk, Tutuklama Sebepleri, MBD Ocak 1988, s 2 vd. [5] Hakeri/Ünver, Ceza Muhakemesi, s.178 [6] Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, s.757 vd. [7] Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, s.466 [8] İnci, Tutuklama, s.77 [9] Nuhoğlu, Tutuklama, s.183

The post Türk Ceza Hukuku’nda tutuklama appeared first on Wiklundkurucuk Law Firm.

]]>
Türk Ceza Hukuku’nda müdahil ve müdafinin hakları https://www.wiklundkurucuk.com/tr/turk-ceza-hukukunda-mudahil-ve-mudafinin-haklari/ Wed, 31 Mar 2021 11:02:09 +0000 https://www.wiklundkurucuk.com/?p=225649 Curabitur fringilla malesuada magna, in vehicula tortor hendrerit quis. Cras dolor odio, faucibus elementum egestas a, auctor sed nisl. Suspendisse in odio justo. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Cras ut laoreet nibh, ac luctus enim.

The post Türk Ceza Hukuku’nda müdahil ve müdafinin hakları appeared first on Wiklundkurucuk Law Firm.

]]>

Türk Ceza Hukuku’nda müdahil ve müdafinin hakları

Omur Boyu Ehliyet Donemi Sona Erdi

Türk Ceza Hukuku’nda Müdahil ve Müdafinin Hakları

 

Ceza Davasında Müdahil (Katılan)

Kamu davasına müdahale usulü, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’un 237 ve sonraki maddelerinde düzenlenmiştir.

Kamu davasına katılma usulü, savcının kamu davası açarak toplum adına iddia görevini yaptığı yargılamalarda, suçtan zarar gören sıfatını taşıyan kişinin, savcının yanında kişisel olarak bulunduğu bir usuldür.

Müdahil veya katılan olabilmek için suçtan zarar gören sıfatını taşımak gerekir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nda, suçtan zarar gören kimse terimi tanımlanmamıştır. Fakat basitçe anlatmak gerekirse, suçtan zarar gören kimse, belirli bir suç tarafından zarara veya tehlikeye uğratılan hak ve yararın sahibini belirtir. Fakat önemli olan husus, suçtan zarar görene karşı işlendiği iddia edilen suçtan doğrudan doğruya zarar görmesi gerekmektedir.

Mağdur, on sekiz yaşını doldurmamış, sağır veya dilsiz ya da meramını ifade edemeyecek derecede malul olur ve bir vekili de bulunmazsa, istemi aranmaksızın bir vekil görevlendirilir. Suçtan zarar gören davaya katıldığında vekili yoksa, cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasının gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteme hakkına sahiptir.

Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler. Katılan olabilmek için bir kamu davasının açılmış olması gerekmektedir. Soruşturma aşamasında müdahil olma talebinde bulunulamaz. Bulunulsa bile dikkat edilmeyecektir. Kovuşturma aşamasına geçildiğinde kovuşturma evresinin her aşamasında kamu davasına katılabilir. Fakat uygulamada ilk duruşma da suçtan zarar gören hazır bulunması halinde müdahale talebinin olup olmadığı mahkeme tarafından suçtan zarar görene sorulacaktır. Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır. Eğer suçtan zarar gören, ilk derece mahkemesinde katılma talebinde bulunmadıysa temyiz aşamasında katılma talebinde bulunamayacaktır. Yargıtay’a göre kovuşturma aşamasında fiilden dolayı şikayetçi olmadığını belirten suçtan zarar görenin de davaya katılma hakkı yoktur.

Suçtan zarar görenin katılma talebinde bulunması halinde mahkeme karar vermedikçe müdahillik statüsü kazanılamayacaktır. Yani mahkeme karar vermedikçe, hukuki statüsü müşteki olarak devam edecek ve müdahile tanınan haklardan yararlanamayacaktır. Mahkeme, müdahale istemi üzerine, savcının ve sanığın mütalaasını alır. Bu mütalaa üzerine karar verir. Sanığın, müdahale istemini reddetmesi halinde bu karar istinaf ve temyiz kanun yolunda incelenecektir.

Müdahilin ya da vekilinin kamu davasını takip etme zorunluluğu bulunmamaktadır. Dava takip edilmediğinde, müdahillik statüsü kaybedilmez, fakat yargılamada öne sürülecek olan haklar kaybedilebilir. Mahkeme, müdahil ya da vekilinin hazır bulunmadığı celselerdeki işlemler tekrarlanmaz.

Suçtan zarar görenin, katılma talebi mahkeme tarafından kabul edilmesi halinde müdahillik (katılan) statüsü kazanacaktır. Katılanın yani müdahilin yargılama aşamasında belli hakları vardır. Bu haklar, bilirkişi atanmasını isteme, uzman yardımından yararlanma, hâkim, bilirkişi ve zabıt katibini reddetme, tanık çağırma, hâkim veya mahkeme başkanı aracılığıyla soru sorma, dinleme ve belge okumadan sonra diyeceğinin sorulması, delillerin tartışılmasına katılma ve kanun yoluna başvuru hakkı mevcuttur. Katılan, Cumhuriyet Savcısına bağlı olmaksızın kanun yollarına başvurabilir.

 

Ceza Davasında Müdafinin Yetkileri

Şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatına müdafi denir. Müdafiyi, sanık seçebileceği gibi barolar tarafından da atanabilir. Sanık bir müdafi seçebilecek durumda bulunmadığını beyan ederse, baro tarafından kendisine bir müdafi tayin edilir. Talep varsa artık müdafi tayini zorunludur. Aksi bir durumda adil yargılanma hakkı ihlal edilecektir. Sanık, on sekiz yaşını bitirmemiş yahut sağır veya dilsiz veya kendini savunamayacak kadar malul olur ve bir müdafisi de bulunmazsa talebi aranmaksızın kendisine bir müdafi tayin edilir. Şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafinin yardımından yararlanabilir. Soruşturma evresinde, ifade almada en çok üç avukat hazır bulunabilir. Sanık tarafından seçilen müdafi için noterde düzenlenen vekaletname gerekmektedir. Baro tarafından görevlendirilen müdafilerin ise vekaletnameye ihtiyacı bulunmamaktadır. Fakat uygulamada bazı mahkemeler, baro tarafından atanan müdafilerden vekaletname talep etmektedir. Bu durum hatalıdır ve kanuni olarak bir geçerliliği bulunmamaktadır. Sanık tarafından seçilen müdafi ise yargılama aşamasında vekaletnamesini ibraz eder ve müdafilik görevine başlar. Mahkemelerin, müdafinin müdafiliğinin kabul kararı vermesinin herhangi bir hukuki geçerliliği ve yetkisi yoktur. Fakat uygulamada, mahkemeler kendilerinde bu yetkiyi görmektedir. Fakat bunun hukuki bir geçerliliği yoktur. Müdafiler, polis, jandarma, savcılıklarda ve hazırlık soruşturmasında sulh ceza hâkimi önünde vekaletname ibraz etmeksizin görev yapılabilir.

 

Müdafi, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir.

 

Müdafinin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabilir. Bu kısıtlama ancak kasten öldürme, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, devletin güvenliğine karşı suçları, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, devlet suçlarına karşı suçlar ve casusluk, silah kaçakçılığı, zimmet, kaçakçılıkla mücadele kapsamındaki suçlara ilişkin soruşturmalarda geçerli olacaktır. Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, kısıtlama kararı verilemez. Yukarıda sayılan suçlar haricinde kısıtlama kararı verilemez. Ceza Muhakemesi Kanunu’nda bu suçlar sınırlı olarak sayılmıştır. Hâkimin kısıtlama kararı verebilmesi için soruşturmanın amacını değerlendirmesi, bu amaca aykırı düşecek ve soruşturmayı tehlikeye düşürebilecek olan nedenleri tespit ettiğinde, kısıtlama kararı vermeyecektir. Hâkimin kısıtlama kararı vermesi zaruri hallerde ortaya çıkacaktır. Kısıtlama kararı, savunma hakkını ve adil yargılanma hakkını ihlal edebilecek kararlardandır.

 

Şüpheli veya sanık, vekâletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafii ile yazışmaları denetime tâbi tutulamaz. Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukukî yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz. Bu durumun ihlal edilmesi halinde, adil yargılanma hakkı ihlal edilecektir. Böyle bir durum ile karşılaşılması halinde müdafinin derhal tutanak tutup, ilgili memurlar hakkında suç duyurusunda bulunması gerekmektedir.

 

Sanıkla müdafi arasındaki ilişki müdafilik ilişkisi olup, amacı sanığa yardımcı olmaktır. Bu yardım savunma olarak gerçekleşir.[1] Fakat müdafi, sanıktan bağımsızdır. Bu nedenle müdafi yasanın verdiği yetkileri kullanır ve sanığı temsil eder. Bu görevin kapsamında, sanık hazır olmadığında onu temsil etmek de vardır.

 

Yukarıdaki yetkilere ek olarak sanığın savunmasının gerektirdiği her şey, müdafinin görevine girer. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 289. Maddesinde belirtildiği üzere savunma hakkının her türlü sınırlaması, hükmün mutlak bozulması için bir nedendir. Müdafinin, yukarıdaki hakların yanı sıra, muhakemede hazır bulunma, delil ileri sürme, açıklamada bulunma, doğrudan soru sorma, sanığı temsil etme, şüpheli ve sanıkla görüşme ve kanun yollarına başvurma yetkileri vardır.

 

Müdafinin savunma dokunulmazlığı vardır. Bu husus 5237 Sayılı Türk Ceza Kanun’un 128. Maddesinde açıklanmıştır; Yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnatlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde, ceza verilmez. Ancak, bunun için isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir. Savunmanın dokunulmazlığı gereğince, Avukatlar, mahkemeden söz istememeleri gerekmektedir. Müdafiler, mahkemelerin bu tutumlarına karşı gelmek zorundadır. Savunma hakkı gereğince yerine getirilmelidir. Çünkü mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlanması kararın mutlak bozulmasını gerekmektedir.

 

Yazan: Avukat Mirkan Günay Topcu

[1] Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 252

The post Türk Ceza Hukuku’nda müdahil ve müdafinin hakları appeared first on Wiklundkurucuk Law Firm.

]]>
Türk Ceza Hukuku’nda hükümler ve kanun yolları https://www.wiklundkurucuk.com/tr/turk-ceza-hukukunda-hukumler-ve-kanun-yollari/ Wed, 31 Mar 2021 10:59:00 +0000 https://www.wiklundkurucuk.com/?p=225644 Curabitur fringilla malesuada magna, in vehicula tortor hendrerit quis. Cras dolor odio, faucibus elementum egestas a, auctor sed nisl. Suspendisse in odio justo. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Cras ut laoreet nibh, ac luctus enim.

The post Türk Ceza Hukuku’nda hükümler ve kanun yolları appeared first on Wiklundkurucuk Law Firm.

]]>

Türk Ceza Hukuku’nda hükümler ve kanun yolları

Omur Boyu Ehliyet Donemi Sona Erdi

Türk Ceza Hukuku’nda Hükümler Ve Kanun Yolları

Delillerin dinlenmesinden ve son sözün sanığa verilmesinden sonra, mahkemenin, duruşmada ileri sürülüp tartışılmış delillerden edineceği kanaate göre (5271 Sayılı CMK m.217/1), yalnız iddianamede beyan olunan suça ve bu suç şüphesi altında bulunan sanığa hasredilecek (5271 Sayılı CMK m.225) bir hüküm kurmak üzere müzakereye çekilmesi ile başlayan, mahkeme başkanı tarafından idare edilen bir hükmün tefhimi ile sona eren evreye son karar evresi denir.[1]

 

Hükümler

Mahkemece karar ve hükümler oybirliği veya oyçokluğuyla verilir. Karşı oya tutanakta yer verilir; gerekçesi de tutanakta gösterilir. Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.

Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra mahkeme tarafından, hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkumiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür.

Beraat kararı; Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması, yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması, yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen, olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması ve yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması hallerinde verilir. (5271 Sayılı CMK m. 223/2) Derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez. Beraat eden sanığa, tazminat isteyebileceği bir hal varsa bu da bildirilir.

 

Sanık hakkında; Yüklenen suçla bağlantılı olarak yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya sağır ve dilsizlik hali ya da geçici nedenlerin bulunması, yüklenen suçun hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi suretiyle veya zorunluluk hali ya da cebir veya tehdit etkisiyle işlenmesi, meşru savunmada sınırın heyecan, korku ve telaş nedeniyle aşılması ve kusurluluğu ortadan kaldıran hataya düşülmesi, hallerinde, kusurunun bulunmaması dolayısıyla ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir. (5271 Sayılı CMK m.223/3) Yukarıda sayılan hallerin varlığı halinde, failin kusuru bulunmadığından dolayı ceza verilmeyecektir. Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler hakkında, ceza kovuşturması yapılamaz; ancak, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir. Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluğu yoktur. Ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. (5237 Sayılı TCK m. 31) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur. (5237 Sayılı TCK m.32) Geçici bir nedenle ya da irade dışı alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. (5237 Sayılı TCK m.34) Yani iradesi ile alkol veya uyuşturucu alan kişinin ceza sorumluluğu kalkmayacaktır ve işledikleri fiilden sorumlu tutulacaktır. Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez. Yetkili bir merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan sorumlu olmaz. (5237 Sayılı TCK m. 24) Fakat, konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur. Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

 

Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez. (5237 Sayılı TCK m. 25) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez. Karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir ve şiddet veya muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez. Bu gibi hallerde cebir ve şiddet, korkutma ve tehdidi kullanan kişi suçun faili sayılır. (5237 Sayılı TCK m. 28)

İşlenen fiilin suç olma özelliğini devam ettirmesine rağmen; Etkin pişmanlık, şahsî cezasızlık sebebinin varlığı, karşılıklı hakaret ve işlenen fiilin haksızlık içeriğinin azlığı, dolayısıyla, faile ceza verilmemesi hallerinde, ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir. (5271 Sayılı CMK m.223/4) Bu fıkraya ilişkin olarak belirtilen hususlar, her suçta ayrı ayrı düzenlenmiştir.

 

Yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilir. (5271 Sayılı CMK m.223/5)

 

Yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, belli bir cezaya mahkûmiyet yerine veya mahkûmiyetin yanı sıra güvenlik tedbirine hükmolunur. (5271 Sayılı CMK m.223/6)

Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir. (5271 Sayılı CMK m.223/7)

 

Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir. (5271 Sayılı CMK m.223/8)

 

Türk Ceza Hukuku’nda Kanun Yolları

Mahkemeler tarafından verilen kararların hukuka aykırı olması durumunda, yapılan bu hukuka aykırılık nedeniyle bireylerin haklarının veya hukuken korunan yararlarının zarar görmesini engellemek için verilen kararın maddi ve/veya hukuksal açıdan bir kez daha aynı veya başka bir mahkeme tarafından incelenmesini sağlayan ve itiraz, istinaf, temyiz, kanun yararına bozma ve yargılanmanın yenilenmesi yolları, Türk Ceza Hukuku’ndaki kanun yollarıdır. [2]

Kanun yollarına başvurmak için, kararın, başvuran kişinin korunan hukuksal yararlarına veya haklarına doğrudan doğruya müdahale olması gerekmektedir. Bu sebepten dolayı mahkûmiyet kararına karşı, sanık, yasal temsilcisi, eşi ve müdafinin kanun yollarına başvurmakta her zaman hukuksal yararı mevcuttur. Önemli olan husus hukuksal yararın, karar anında mevcut olmalıdır.

Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır. Avukat, müdafiliğini veya vekilliğini üstlendiği kişilerin açık arzusuna aykırı olmamak koşuluyla kanun yollarına başvurabilir. Şüpheli veya sanığın yasal temsilcisi ve eşi, şüpheli veya sanığa açık olan kanun yollarına süresi içinde kendiliklerinden başvurabilirler.

Kanun yoluna başvurmanın durdurma etkisi vardır. İstinaf ve temyiz durdurma etkisine sahiptir. Yani istinaf ve temyiz kanun yoluna başvuru, ilk derece mahkemesi kararının hukuksal kesinliğinin ortaya çıkmasını ve bu çerçevede kararın infazını engellemektedir. Mahkumiyet hükümleri kesinleşip yargı haline gelmedikçe infaz olunamaz. (CvGTİK m.4)

Kanun yoluna başvuru, talep üzerine yapılır. Bunun istisnası, yani dosyanın re’sen denetime gönderildiği durumlarda vardır. İlk derece mahkemeleri tarafından verilmiş olan 15 yıl ve daha fazla hapis cezalarına ilişkin hükümler, bölge adliye mahkemesince (istinaf mahkemesi) tarafından re’sen incelenir.

İstinaf, temyiz ve yargılamanın yenilenmesi kanun yollarında aleyhe bozma yasağı vardır. Cumhuriyet savcısı tarafından sanığın aleyhine kanun yoluna başvurulduğu takdirde, bu yasak geçerli değildir.

 

İtiraz Kanun Yolu

İtiraz kanun yolu, kural olarak hakim kararları, kanunun açıkça belirttiği durumlarda da mahkemelerce son karardan önce verilen ara kararlardan mağdur olduğunu ileri süren ilgililerin başvurusu üzerine, bu kararın gerçek maddi ve gerekse hukuksal yönden bir başka yargı organı tarafından yeniden incelenmesini sağlayan bir kanun yoludur. [3] İtiraz kanun yolu, olağan bir denetim yoludur.

İtiraz yoluna gidilmesi halinde sebep gösterilmesi gerekmemektedir. Fakat itiraz yolunun etkili kullanılması bakımından önemli olan bir husus, itiraz dilekçesinin detaylı bir biçimde detaylandırılarak haklı gerekçeler sunulmalı ve delilleri ekte sunmalıdır. İtiraz başvurusu, kararına itiraz olunan makama yapılır.

İtiraz kanun yoluna başvurabilecekler Ceza Muhakemesi Kanunu’nda sayılmamıştır. Fakat İstinaf ve temyiz kanun yoluna başvurabilecek olan kişilerin, yani yukarıda sayılan kişilerin itiraz kanun yoluna başvurabileceği açıktır.

İtiraz için Ceza Muhakemesi Kanunu’nda 7 günlük süre öngörülmüştür. Bu süre hak düşürücü süredir. Bu süre, ilgililerin kararı öğrendiği tarihte başlar. Bu öğrenme, kararın tebliği ya da tefhimi yoluyla olur.

İtiraz incelemesini yapacak makamlar Ceza Muhakemesi Kanunun 268. Maddesinin 3. Fıkrasında gösterilmiştir. Detaylı olarak açıklanmayacaktır.

İtiraz kanun yoluna başvurulması, itiraz olunan kararın durmasını sağlamaz. Ancak, kararına itiraz edilen makam veya kararı inceleyecek merci, geri bırakılmasına karar verebilir. Kararın yerine getirilmesinin geri bırakılması, resen veya istem üzerine olabilir. [4] Bu durumun tek bir tane istisnası vardır. Şüpheli veya sanığın gözlem altına alınması kararına karşı yapılan itiraz, kararın yerine getirilmesini durdurmaktadır. (5271 Sayılı CMK m. 74/4)

Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir. (5271 Sayılı CMK m. 268/2) İtirazı inceleyecek merci, yazı ile cevap verilebilmesi için itirazı Cumhuriyet Savcısı ve karşı tarafa bildirebilir. Görüldüğü üzere kararına itiraz edilen makamın, itiraz dilekçesini karşı tarafa veya Cumhuriyet Savcılığına gönderme zorunluluğu bulunmamaktadır.

İtiraz mercii olay hakkında bizzat karar verdiği için başkaca inceleme ve araştırma yapabileceği gibi, bu konuda inceleme ve araştırma yapılmasını da emredebilir. [5]

İtiraz üzerine yapılan hukuki ve maddi inceleme neticesinde iki tür karar verilebilir; birincisi, itiraz haklı görülmediğinde red kararı verilir. İkincisi ise, itiraz haklı görülürse, hukuka aykırı karar kaldırılır ve hukuka uygun karar yine itirazı incelemiş olan makam tarafından verilir. İtiraz incelemesi yapan makamın verdiği karar kesindir. Ancak itiraz üzerine verilen kararlar kanun yararına bozma kararına konu olabilir.

 

İstinaf Kanun Yolu

İstinaf olağan ve ikinci derece bir kanun yoludur. İstinaf kanun yolunda, ilk derece mahkemesi tarafından verilen karar hem maddi hem de hukuki bakımdan incelenir. (Bölge Adliye Mahkemesi tarafından) Dolayısıyla istinaf kanun yolunda, yeni olgular ve deliller de ileri sürülebilir.

İstinaf, ilk derece ceza mahkemelerince verilen ve kesin olmayan hüküm ve kararlara karşı gidilebilen bir kanun yoludur. İlk derece mahkemesinin bazı kararlarına karşı istinaf yolu kapatılmıştır. [6] Bu hükümler; Hapis cezasından çevrilen adlî para cezaları hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen üçbin Türk Lirası dâhil adlî para cezasına mahkûmiyet hükümlerine, üst sınırı beşyüz günü geçmeyen adlî para cezasını gerektiren suçlardan beraat hükümlerine, Kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümlere, karşı istinaf yoluna başvurulamaz. (5271 Sayılı CMK m. 272/3) Bu sayılan hükümler hakkında istinaf kanun yoluna başvurulamaz. Yani ilk derece mahkemesi tarafından verilen bu hükümler kesindir. İlk derece mahkemesi tarafından verilmiş olan, onbeş yıl ve daha fazla hapis cezası kararları, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından resen incelenir.

İstinafa sanık, katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar ile sanık adına yasal temsilci veya eşi, müdafi ya da vekilin istinaf başvurusunda gerekçe göstermesi gerekmez. Fakat yukarıda da belirtildiği üzere gerekçesiz olarak istinafa başvurulması halinde talep edilen kararın çıkması çok zordur. Ülkemizde yargı makamlarında çok fazla dosya bulunmaktadır. Bu sebepten dolayı yeterli incelemeler yapılamamaktadır. Bu sebepten ötürü mahkemelere yön göstermek çok önemlidir. İyi bir avukat, istinaf dilekçesini detaylı bir şekilde açıklayarak hukuki bir temele oturtmak zorundadır. Cumhuriyet Savcısı tarafından istinaf yoluna başvurulmuş ise, istinaf yoluna başvuru nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça gösterilmesi gerekir.

İlk derece mahkemesinden verilen hükümlere karşı hükmün açıklanmasından itibaren, yedi gün içinde kararı veren makama verilen dilekçe ile istinaf kanun yoluna başvurulur. Yedi günlük süre, kararın ilgiliye tefhimi eğer duruşmada hazır bulunmamışsa tebliği ile başlayacaktır.

Süresi içinde verilen istinaf dilekçesi, ilk derece mahkemesinin verdiği kararın kesinleşmesini ve bu çerçevede kararın infazını engelleyecektir. Eğer sanık tutuklu ise, bu durum devam eder.

İstinaf istemi, kanunî sürenin geçmesinden sonra veya aleyhine istinaf yoluna başvurulamayacak bir hükme karşı yapılmışsa ya da istinaf yoluna başvuranın buna hakkı yoksa, hükmü veren mahkeme bir kararla dilekçeyi reddeder. Kararına karşı istinafa gidilen ilk derecek mahkemesi, istinafa başvuru için aranan üç koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği yönünde bir araştırma yapar. Buna göre ilk derece mahkemesi, istinaf isteminin, yasal sürenin geçmesinden sonra yapılıp yapılmadığı, aleyhine istinaf yoluna başvurulamayacak bir hükme karşı yapılıp yapılmadığı ve istinaf yoluna başvuranın buna hakkının olup olmadığı yönünden inceleme yetkisine sahiptir. [7] Hükmü veren mahkemece reddedilmeyen istinaf dilekçesi veya beyana ilişkin tutanağın bir örneği karşı tarafa tebliğ olunur. Karşı taraf, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde yazılı olarak cevabını verebilir.

Bölge Adliye Mahkemesinde dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonunda; bölge adliye mahkemesinin yetkili olmadığının anlaşılması hâlinde dosyanın yetkili bölge adliye mahkemesine gönderilmesine veya bölge adliye mahkemesine başvurunun süresi içinde yapılmadığının, incelenmesi istenen kararın bölge adliye mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olmadığının, başvuranın buna hakkı bulunmadığının anlaşılması hâlinde istinaf başvurusunun reddine karar verilir. (5271 Sayılı CMK m. 279/1-b) Bölge Adliye Mahkemesi’nin, başvuru koşullarının gerçekleşmemesi nedeniyle verdiği red kararı kesin olup, bu karara karşı temyiz yoluna gidilemez.

Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesi ile önemli ölçüde aynı tespitlerde bulunmuş, olayı hukuksal açıdan aynı biçimde nitelendirilmiş ve başvurulan yaptırım açısından da ilk derece mahkemesi kararında herhangi bir hukuka aykırılık görmemiş ise, istinaf istemenin esastan reddine karar verir. [8]

İlk derece mahkemesinin kararında CMK m.289’da belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması durumunda hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelemek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verir.

Bölge Adliye Mahkemesi, istinaf istemini yerinde bulursa, ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeni bir hüküm kurmaktadır.

 

Temyiz

Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olup, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile bu Kanun ve diğer kanunların hükümlerine göre görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir. (2797 Sayılı Yargıtay Kanunu m.1)

 

Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir. Ancak; İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları, hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, ilk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adlî para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, on yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları ve davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları, temyiz edilemez. (5271 Sayılı CMK m. 286)

 

Temyiz istemi, hükmün açıklanmasından itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar. Süresi içinde yapılan temyiz başvurusu, hükmün kesinleşmesini engeller.

Temyiz istemi, kanunî sürenin geçmesinden sonra yapılmış veya temyiz edilemeyecek bir hüküm temyiz edilmiş veya temyiz edenin buna hakkı yoksa, hükmü temyiz olunan bölge adliye veya ilk derece mahkemesi bir karar ile temyiz istemini reddeder. Temyiz eden, ret kararının kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde Yargıtaydan bu hususta bir karar vermesini isteyebilir. Bu takdirde dosya Yargıtaya gönderilir. Ancak, bu nedenden dolayı hükmün infazı ertelenemez.

Yargıtay, süresi içinde temyiz başvurusunda bulunulmadığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin buna hakkı olmadığını ya da temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğini saptarsa, temyiz istemini reddeder.

Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Hukuka aykırılık ise, bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanmasıdır.

Yargıtay’da yapılan inceleme, kural olarak, dosya üzerinden olur. Ancak, istisna olarak, duruşma yapıldığı vardır. Gerçekten, on yıl veya daha fazla hapis cezasına ilişkin hükümlerde, Yargıtay, incelemelerini sanığın veya katılanın temyiz başvurusundaki istemi üzerine veya resen duruşma yoluyla yapar.[9]

Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.

Bölge adliye mahkemesinin temyiz olunan hükmünün Yargıtayca hukuka uygun bulunması hâlinde temyiz isteminin esastan reddine karar verilir. Yargıtay, temyiz edilen hükmü, temyiz başvurusunda gösterilen, hükmü etkileyecek nitelikteki hukuka aykırılıklar nedeniyle bozar. Bozma sebepleri ilâmda ayrı ayrı gösterilir. Hüküm, temyiz dilekçesinde gösterilen sebeplerle bozulduğunda, dilekçede açıklanmış olmasa bile saptanan bütün diğer hukuka aykırılık hâlleri de ilâmda gösterilir. Hükmün bozulmasına neden olan hukuka aykırılık, bu hükme esas olarak saptanan işlemlerden kaynaklanmış ise, bunlar da aynı zamanda bozulur.

Yargıtay’ın son kararı bozması durumunda, kararı vermiş olan mahkeme iki şekilde karar verebilir. Mahkeme bozmaya uyar ve yeni bir ceza muhakemesi yapılmasına karar verir. Ya da mahkeme verdiği kararda direnir. Direnme kararları, kararına direnilen daireye gönderilir. Daire, mümkün olan en kısa sürede direnme kararını inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir. Direnme üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara karşı direnilemez.

Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya CM m. 262 nci maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.

 

Yazan: Avukat Mirkan Günay Topcu

 

[1] Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 639 [2] [2] Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 657 [3] Yüce, Kanun Yolları, s.51; Centel/Zafer, Ceza Muhakemesi, s. 700, Kunter/Yenisey, no:59.1 [4] Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 689 [5] Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 691 [6] Yenisey, İstinaf, s.122 vd. [7] Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 716 [8] Pfeiffer, 328 no.2 [9] Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 744

The post Türk Ceza Hukuku’nda hükümler ve kanun yolları appeared first on Wiklundkurucuk Law Firm.

]]>
Türk Ceza Hukuku’nda ceza davası açıldıktan sonra işlemler ve duruşma evresi https://www.wiklundkurucuk.com/tr/turk-ceza-hukukunda-ceza-davasi-acildiktan-sonra-islemler-ve-durusma-evresi/ Wed, 31 Mar 2021 10:56:07 +0000 https://www.wiklundkurucuk.com/?p=225639 Curabitur fringilla malesuada magna, in vehicula tortor hendrerit quis. Cras dolor odio, faucibus elementum egestas a, auctor sed nisl. Suspendisse in odio justo. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Cras ut laoreet nibh, ac luctus enim.

The post Türk Ceza Hukuku’nda ceza davası açıldıktan sonra işlemler ve duruşma evresi appeared first on Wiklundkurucuk Law Firm.

]]>

Türk Ceza Hukuku’nda ceza davası açıldıktan sonra işlemler ve duruşma evresi

Omur Boyu Ehliyet Donemi Sona Erdi

Türk Ceza Hukuku’nda Ceza Davası Açıldıktan Sonra İşlemler Ve Duruşma Evresi

İlk olarak ceza mahkemelerinin örgütlenmesini incelememiz gerekmektedir. Adli yargı da ilk derece mahkemeleri, ceza mahkemeleridir, ikinci derece mahkemeleri ise bölge adliye mahkemeleridir, temyiz mercii ise Yargıtaydır.

Ceza mahkemeleri, asliye ceza ve ağır ceza mahkemeleri ile özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemeleridir. ( 5235 Sayılı TeşK m. 8)

Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç) ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri görevlidir. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler, askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır. (5235 Sayılı TeşK m.12)

 

Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, sulh ceza hâkimliği ve ağır ceza mahkemelerinin görevleri dışında kalan dava ve işlere asliye ceza mahkemelerince bakılır. (5235 Sayılı TeşK m.11)

Kanunların ayrıca görevli kıldığı durumlar saklı kalmak üzere, yürütülen soruşturmalarda hakim tarafından verilmesi gerekli kararları almak, işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemek amacıyla sulh ceza hakimliği kurulmuştur.[1]

 

İddianame Düzenlemesi

Savcı yaptığı değerlendirme ile, suç haberi ciddi, fiil ve fail belli ve ceza muhakemesi şartları da gerçekleşmişse, kural olarak, bir iddianame düzenlemek durumundadır.

İddianame, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır. (5271 Sayılı CMK m. 170/4)

Yapılan soruşturma sonunda, toplanan deliller kamu davasının açılmasına yeterli ise, savcı mahkemeye bir iddianame hazırlayarak mahkemeye verir. Kovuşturmaya başlanabilmesi iddianamenin mahkemece kabulüne bağlıdır. (5271 Sayılı CMK m.170)

İddianamenin mahkemeye verilmesi halinde, mahkeme iki şekilde karar verebilir. Bu kararlar, iddianamenin kabul edilmesi ve iddianamenin iade edilmesidir. Bu evreye, ara muhakeme evresi denilmektedir. Ara muhakeme evresi, iddianamenin yetkili mahkemeye verilmesiyle başlar, iddianamenin mahkemece kabul edilip kovuşturma evresinin açılmasıyla sona erer.[2]

İddianamenin incelenme süresi toplam 15 gündür. Bu süre, iddianamenin ve soruşturma evrakının mahkemeye verildiği andan itibaren işlemeye başlar. Bu süre içinde iade edilmeyen iddianame kabul edilmiş sayılır. (5271 Sayılı CMK m.174/3)

Mahkemenin iddianameyi reddedebilir. Mahkeme tarafından, iddianamenin ve soruşturma evrakının verildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde soruşturma evresine ilişkin bütün belgeler incelendikten sonra, eksik veya hatalı noktalar belirtilmek suretiyle; 170 inci maddeye aykırı olarak düzenlenen, suçun sübûtuna doğrudan etki edecek mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen, ön ödemeye veya uzlaştırmaya ya da seri muhakeme usulüne tâbi olduğu soruşturma dosyasından açıkça anlaşılan işlerde ön ödeme veya uzlaştırma ya da seri muhakeme usulü uygulanmaksızın düzenlenen, soruşturma veya kovuşturma yapılması izne veya talebe bağlı olan suçlarda izin alınmaksızın veya talep olmaksızın düzenlenen, iddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilir. (5271 Sayılı CMK m. 174) Suçun hukuki nitelendirmesi sebebiyle iddianame iade edilemez. Cumhuriyet Savcısı, iddianamenin iadesi üzerine, kararda gösterilen eksiklikleri tamamladıktan sonra, kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesini gerektiren bir durumun bulunmaması durumunda, yeniden iddianame düzenleyerek dosyayı mahkemeye gönderir. İlk kararda belirtilmeyen nedenlere dayanılarak yeniden iddianamenin iadesi yoluna gidilemez. (5271 Sayılı CMK m. 174/4)

 

İddianamenin Kabulü ve Duruşma Hazırlığı

Mahkemece yapılan incelemede iddianamenin kanuna uygun düzenlendiği anlaşılırsa, iddianamenin kabulü kararı verilir ve iddianamenin kabulüyle, kamu davası açılmış olur ve kovuşturma evresi başlar. (5271 Sayılı CMK m. 175/1)

Mahkeme, iddianamenin kabulünden sonra duruşma gününü belirler ve duruşmada hazır bulunması gereken kişileri çağırır. (5271 Sayılı CMK m. 175/2) Mahkeme, duruşma hazırlığı evresini tensip tutanağı ile düzenler.

Duruşma gününü belirlemek yetkisi mahkeme başkanındadır. Uygulamada tutuklu işler öncelikle ele alınmaktadır.

Duruşma için çağrıları yapmak yetkisi mahkeme başkanındadır. Celpnameler mahkeme kalemlerinde yazılır ve bildirilir. Özrü olmaksızın duruşmada hazır bulunmayan sanığın tutuklanacağı ya da zorla getirileceği, celpnameye yazılacaktır.

Savcı, suç delillerin ve buna ilişkin nesneleri mahkemeye vermek zorundadır.

 

Duruşma Evresi

Avukatlar, ceza davalarında temelde iki görev üstlenirler. Bunlardan biri sanık müdafiliğidir. Diğeri ise müdahil vekilliğidir.

Müdafilerin müvekkilleri tarafından görevlendirilmeleri, kendilerine noterden verilen vekaletname ile gerçekleşir. Diğer bir ihtimal ise müdafilerin baro tarafından görevlendirilmesidir.

Avukatlar, vekaletname ibraz etmeksizin her dosyayı inceleyebilirler. Ancak dosyadaki belgelerden suret almak için vekaletname ibraz etmek şarttır. Duruşmaya katılan her avukat vekaletnamesi ibraz ederek veya baronun görevlendirme yazısı ile o davada görev üstlenebilir.Bazı mahkemelerin vermiş oldukları, avukatların duruşmaya kabullerine karar vermesi yanlıştır. Bir avukat, görevden yasaklı olmadığı ya da disiplin cezası almamış olduğu sürece, her davada görev üstlenebilir. Bu sınırın dışına çıkarak verilen kararların hukuki temeli yoktur. Bir mahkeme bir avukata bu sıfatı vermek ya da vermemek yetkisine sahip değildir. [3]

Sanık hazır bulunmasa da müdafii bütün oturumlarda hazır bulunmak yetkisine sahiptir. Yani müdafinin her oturumda hazır bulunması zorunludur. Bu avukatın üstlendiği görevin gereğidir. Avukatlar, mesleki mazeretleri nedeniyle bir oturumda hazır bulunamayacaklar ise, bu mazeretlerini dosyaya koyacakları bir mazeret dilekçesi ile belirtmeleri gerekmektedir. Aksi halde avukatın hem hukuki hem cezai sorumluluğuna gidilebilecektir.

Sanığın da duruşmada hazır bulunması gerekir. Ceza Muhakemesi Kanunun ayrık tuttuğu haller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz.

Gelmemesinde geçerli bir mazereti olmayan sanığın zorla getirilmesine karar verilir. Zorla getirilmesi kararı verilmesinin sebebi Mahkemenin sanığın sorgusunu yapmasının zorunlu olmasından kaynaklanmaktadır. Fakat Mahkeme sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkumiyet dışında bir karar verilmesi gerektiğinde karar kılarsa, sorgusu yapılmamış da olsa da ceza davasını yokluğunda bitirebilir.

Sanığın ve müdafinin hazır bulunup bulunmadığı, çağrılmış tanık ve bilirkişilerin gelip gelmedikleri saptanarak duruşmaya başlanır.

Duruşmada sırasıyla; sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında kendiliğinden bilgi alınır, iddianamede belirtilen suçlamanın sebebini oluşturan fiiller ve deliller ile suçlamanın hukuki nitelendirmesi anlatılır, sanığa, yüklenen suç hakkında savunma yapmasının kanuni hakkı olduğu ve 5271 Sayılı CMK’nın 147. Maddesinde belirtilen hakları anlatılır (avukat talep etme vs.) ve sanık savunmasını yapmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılır.

Mahkeme başkanı veya hakim, duruşmayı yönetir ve sanığı sorguya çeker bu hususun dışında delillerin ikame edilmesini sağlar.

Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir. (5271 Sayılı CMK m. 201)

Müdafinin ve vekilin doğrudan soru sorma hakkını iyi değerlendirmesi gerekmektedir. Mahkeme dosyasını iyi inceleyen bir avukatın, sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, yargılamanın konusuna ilişkin olarak doğrudan soru sorması gerekmektedir. Çünkü mahkeme heyetinde veya hakimde oluşabilecek en ufak bir şüphe ile şüpheden sanık yararlanır ilkesi ve masumiyet karinesi devreye girecektir. Bu sebepten dolayı, doğrudan soru sorma hakkının iyi kullanılması gerekmektedir. Bu hususa ek olarak, doğrudan soru sorma hakkı, mutlak bir haktır ve kısıtlanamaz. Kısıtlanması halinde 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’un 289/1 h’de yer alan mutlak bozma sebebini oluşturur. Yani savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelecektir.

Sanık veya mağdur, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa; mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir. Engelli olan sanığa veya mağdura, duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar, anlayabilecekleri biçimde anlatılır. (5271 Sayılı CMK m. 202)

Duruşmanın düzeni, mahkeme başkanı veya hâkim tarafından sağlanır. Mahkeme başkanı veya hâkim, duruşmanın düzenini bozan kişinin, savunma hakkının kullanılmasını engellememek koşuluyla salondan çıkarılmasını emreder. Kişi dışarı çıkarılması sırasında direnç gösterir veya karışıklıklara neden olursa yakalanır ve hâkim veya mahkeme tarafından, avukatlar hariç, verilecek bir kararla derhâl dört güne kadar disiplin hapsine konulabilir. Ancak çocuklar hakkında disiplin hapsi uygulanmaz. (5271 Sayılı CMK m.203)

Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re’sen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar verilebilir. Ancak, genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (5271 Sayılı CMK m. 63)

Dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verildiğinde, dosya bilirkişilere gönderilmeden önce, müdafiler tarafından dosyaya incelenmesi istenilen sorunlar hakkında bir dilekçe konmalıdır. Bu dilekçede, yapılacak olan bilirkişi incelemesinde, bilirkişilerin aydınlatması gereken hususların yer alması gerekmektedir. Bilirkişi raporunda, bu dilekçede yer alan hususların aydınlatılmaması halinde mahkemenin bu bilirkişi raporuna dayanarak karar vermesi halinde bu husus temyiz sebebi olacaktır.

Duruşmada karşılaşılan ve beklenilmeyen bir olay karşısında avukatın süre istemesi gerekmektedir. Mahkeme, tarafların mehil istemini her olayda ayrı olarak değerlendirilecektir.

Mahkemeler uygulamada taraflara, soruşturmanın genişletilmesi istemlerinin bulunup bulunmadığını sormaktadır. Hatta bu döneme geçildikten sonra, CMK 216. Maddesi kapsamında son sözler ve mütalaalar dile getirilmektedir. Soruşturmanın genişletilmesi olanağından yararlanılarak ileri sürülen bir delil istemi, mahkemenin değerlendirmesinden geçmek zorundadır. Mahkeme bu istemi serbestçe değerlendirecek ya kabulü ya da reddi biçiminde karar verecektir.

Türk sisteminde müdahilin bulunduğu ceza davalarında, yargılamanın bu aşamasında, savcıdan önce müdahil vekili esas hakkındaki iddialarını bildirecektir. (5271 Sayılı CMK m. 216) Müdahile tanınan bu olanak, duruşmanın sonunda uyuşmazlık çözülürken, olayın temeline ilişkin beyanda bulunma fırsatıdır.

Daha sonrasında Savcı esas hakkındaki mütalaasını, müdahilin esas hakkındaki iddialarından sonra beyan edecektir. Savcı sanık hakkında; beraat kararı verilmesini, davanın düşmesi kararı verilmesini, davanın durması kararı verilmesini, mahkumiyet kararı verilmesini, davanın reddi kararı verilmesini, istemesi ihtimal içindedir. Savcı mütalaasında, hangi kararın verilmesini istediğini detaylı bir biçimde açıklayacaktır.

Savcının esas hakkındaki mütalaasını bildirdiği oturumda savunma tam olarak hazır değilse, savcının mütalaasında belirttiği hususları tam olarak irdeleyecek ve cevaplandıracak bir savunma önceden hazırlanmamışsa, mahkemeden savunma için süre istenmelidir. Fakat genelde müdafiler, yargılamanın uzamaması için celseye hazırlıklı gelecektir ve savunmasını yapacaktır. Müdafilerin, bu savunmayı yazılı olarak da vermesinde yarar bulunmaktadır. Fakat, sözlü olarak savunmanın iyi bir hitabetle yapılması gerekmektedir.

 

Yazan: Avukat Mirkan Günay Topcu

[1] Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 166. [2] Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 616. [3] Erdener Yurtcan, Ceza Avukatının El Kitabı, s.71

The post Türk Ceza Hukuku’nda ceza davası açıldıktan sonra işlemler ve duruşma evresi appeared first on Wiklundkurucuk Law Firm.

]]>
Türk Ceza Hukuku’nda Adli Kontrol https://www.wiklundkurucuk.com/tr/turk-ceza-hukukunda-adli-kontrol/ Wed, 31 Mar 2021 10:41:19 +0000 https://www.wiklundkurucuk.com/?p=225629 Curabitur fringilla malesuada magna, in vehicula tortor hendrerit quis. Cras dolor odio, faucibus elementum egestas a, auctor sed nisl. Suspendisse in odio justo. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Cras ut laoreet nibh, ac luctus enim.

The post Türk Ceza Hukuku’nda Adli Kontrol appeared first on Wiklundkurucuk Law Firm.

]]>

Türk Ceza Hukuku’nda Adli Kontrol

Omur Boyu Ehliyet Donemi Sona Erdi

Adli kontrol uygulamasında, 02.07.2012 tarihinde kabul edilen 6352 Sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava Ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun ile değişiklikler yapılmıştır. Adli kontrol, niteliği açısından bir yargılama önlemidir. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’un 109. Maddesinde adli kontrolün niteliği tanımlanmıştır; Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100’üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir” Yani tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama halinin şüpheli bakımından ağır olacağı düşünülüyorsa şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebilir.

Tutuklama, kişi özgürlüğüne ağır bir müdahale oluşturduğu için, tutuklama ile ulaşılmak istenen amaca daha uygun bir tedbirle ulaşma olanağı varsa, tutuklamaya karar verilememesi, ölçülülük ilkesinin bir gereğidir.[1] Bu durum Anayasa’da ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde öngörülen adil yargılanma hakkının bir gereğidir.

Adli Kontrol uygulamasında, tutuklama nedenlerinin varlığı halinde şüpheli ve sanık hakkında CMK’da öngörülen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulabilir.

Bu hususlara ek olarak, CMK’da öngörülen tutuklama sürelerini tamamladıkları için tutukluluklarına son verilenler hakkında adli kontrol kurumunun uygulanabilir.

 

Adli Kontrol Kararının Amacı

Tutuklama açısından söz konusu olan amaçların, kişiyi özgürlüğünden tamamen yoksun bırakmadan onu denetim ve gözetim altına almak suretiyle adli kontrolle gerçekleştirilmesi düşünülmüştür. Bu bakımdan adli kontrol tedbirinin amacı da tutuklamada olduğu gibi, şüpheli veya sanığın kaçmasını veya delilleri karartmasını önlemektir.[2]

 

Adli Kontrolle Bağlantılı Yükümlülükler

Adli kontrol tedbirleri 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’un 109. Maddesinin 3. Fıkrasında sınırlı olarak sayılmıştır. Bunlar;

a)Yurt dışına çıkmamak,

b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak,

c)Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam konularındaki kontrol tedbirlerine uymak.

d) Her türlü taşıtları veya bunlardan bazılarını kullanamamak ve gerektiğinde kaleme, makbuz karşılığında sürücü belgesini teslim etmek.

e) Özellikle uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla, hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek.

f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak.

g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim etmek.

h) Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim tarafından miktarı ve ödeme süresi belirlenecek parayı suç mağdurunun haklarını güvence altına almak üzere aynî veya kişisel güvenceye bağlamak.

i) Aile yükümlülüklerini yerine getireceğine ve adlî kararlar gereğince ödemeye mahkûm edildiği nafakayı düzenli olarak ödeyeceğine dair güvence vermek,

j) Konutunu terk etmemek.

k) Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek.

l) Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek.

Yetkili merciler tarafından birden fazla adli kontrol kararına hükmedilebilir.

Soruşturma ve kovuşturmanın konusunu oluşturan olaylar nedeniyle, mağdur veya nafaka alacak alacaklısı lehinde bir yargı kararı verilmiş ise, şüpheli veya sanığın rızası olmasa da ödemenin yapılması emredilebilir. (5271 Sayılı CMK m.114)

 

Uygulama Koşulları

Adli kontrol, tutuklamaya seçenek bir koruma tedbiri olarak düşünüldüğü için tutuklama için aranan kuvvetli şüphenin varlığını gösteren somut delillerin ve en az bir tutuklama nedenin varlığı, adli kontrole başvurmak için de aranır.[3]

5271 Sayılı CMK m. 109/1’de bir suç dolayısıyla yürütülen bir soruşturmanın bulunmasından söz edilmiş ise de buradaki soruşturma deyiminin kovuşturmayı da içerecek biçimde anlaşılması gerekir. Bunun sonucu olarak adli kontrole, yalnızca soruşturma evresinde değil, kovuşturma evresinde de başvurulabilir. (5271 Sayılı CMK m. 110/3)[4] Yani bir suç dolayısıyla yürütülen bir soruşturma ve kovuşturma bulunması gerekmektedir.

 

Adli Kontrol Kararı Ve Hükmedecek Merciler

Soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcısı, tutuklama isteminde adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını gösteren hukuksal ve fiili nedenlere yer verir. (5271 Sayılı CMK m.101/1) Daha sonrasında Sulh Ceza Hâkimi tarafından tutuklama kararı verileceği gibi adli kontrol kararı da verilebilir. Fakat Sulh Ceza Hakimi’nin tutuklama kararı verebilmesi için, adli kontrolün yetersiz kalacağını gösteren nedenleri mutlaka gerekçesinde açıklaması gerekir. Bu duruma ek olarak, Cumhuriyet Savcısı adli kontrol uygulamasını talep etmiş ise, Sulh Ceza Hakimi artık tutuklama kararı veremez. Yani toparlamak gerekirse, soruşturma evresinde, şüpheli, Cumhuriyet Savcısının istemi ve Sulh Ceza Hakiminin kararı ile soruşturma evresinin her aşamasında adli kontrol altına alınabilir.

Kovuşturma evresinde ise, adli kontrole, olaya bakan mahkeme resen veya istem üzerine karar verir. Mahkeme, doğrudan doğruya adli kontrol uygulanmasına karar verebileceği gibi, tutuklu olan sanığın adli kontrol altına alınarak serbest bırakılmasına da karar verilebilir.[5]

Adli kontrol kararında, şüpheli veya sanığın CMK m. 109/3’te gösterilen yükümlülüklerden hangisine/hangilerine tabi tutulacağı açıkça gösterilmelidir.[6]

Adli Kontrol Kararının Kaldırılması

Soruşturma evresinde Sulh Ceza Hâkimi, kovuşturma evresinde ise olaya bakan mahkeme, adli kontrol uygulaması sırasında Cumhuriyet Savcısının veya şüpheli ya da sanığın istemi üzerine kontrolün içeriğini oluşturan yükümlülükleri bütünüyle veya kısmen kaldırabilir, değiştirebilir veya şüpheli ya da sanığı geçici olarak bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabilir. (5271 Sayılı CMK m. 110/2-3)

Cumhuriyet Savcısı da soruşturma evresinde adli kontrolün artık gereksiz olduğunu kanısındaysa kendiliğinden adli kontrolü kaldırabilir.[7]

Tutuklamadan farklı olarak adli kontrol tedbirleri için azami bir süre öngörülmemiştir. Fakat kovuşturmaya yer olmadığı, beraat, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi halinde adli kontrol tedbirleri de sona erecektir.

 

Adli Kontrol Kararlarına Uyulmaması

Adlî kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir. (5271 Sayılı CMK m. 112)

Tutuklama yasağı öngörülen hallerde de adli kontrole ilişkin hükümler uygulanabildiğinden, yalnızca adli para cezasını veya iki yıldan az hapis cezasını gerektiren hallerde adli kontrole karar verilmiş ve şüpheli veya sanık buna isteyerek uymamışsa hakkında tutuklama kararı verilebilecektir. [8]

Azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle verilen adli kontrol tedbirinin ihlali durumunda da süresi ne olursa olsun tutuklama kararı verilebileceği öngörülmüştür. Ne var ki, bu durumda tutuklama süresi ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde dokuz aydan, diğer işlerde iki aydan fazla olamaz.[9]

 

Adli Kontrol Kararına İtiraz

Adlî kontrole ilişkin kararlara itiraz edilebilir. (5271 Sayılı CMK m. 111/2) Eğer ki Cumhuriyet Savcısı tutuklama istemiş, Sulh Ceza Hâkimi adli kontrol vermiş ise, bu durumda da itiraz yolu açıktır.

 

Yazan: Avukat Mirkan Günay Topcu

[1] Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi, no. 49.1; Hakeri/Ünver, Ceza Muhakemesi, s.195 [2] İnci, Tutuklama , s.82; Şahin, Ceza Muhakemesi, s.233; Özgüven, TBD 2009, s.318 [3] Şahin, Ceza Muhakemesi, s.233 [4] İnci, Tutuklama, s.83 [5] Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, s.495 [6] Şahin, Ceza Muhakemesi, s.198 [7] İnci, Tutuklama, s.87 [8] Centel/Zafer, Ceza Muhakemesi, s.359; Şahin, Ceza Muhakemesi, s.234 [9] Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, s.497

The post Türk Ceza Hukuku’nda Adli Kontrol appeared first on Wiklundkurucuk Law Firm.

]]>
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı (HAGB) https://www.wiklundkurucuk.com/tr/hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-karari-hagb/ Wed, 31 Mar 2021 10:37:45 +0000 https://www.wiklundkurucuk.com/?p=225624 Curabitur fringilla malesuada magna, in vehicula tortor hendrerit quis. Cras dolor odio, faucibus elementum egestas a, auctor sed nisl. Suspendisse in odio justo. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Cras ut laoreet nibh, ac luctus enim.

The post Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı (HAGB) appeared first on Wiklundkurucuk Law Firm.

]]>

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı (HAGB)

Omur Boyu Ehliyet Donemi Sona Erdi

Cumhuriyet Savcısının iddianame düzenlemesi ile soruşturma evresi bitmektedir. Mahkemenin iddianameyi kabul etmesi ile soruşturma evresi bitmektedir. İddianamenin kabul edilmesiyle birlikte kovuşturma evresine geçilmektedir. Kovuşturma evresi, delillerin dinlenmesinden ve nihayet son sözün sanığa verilmesinden sonra, mahkemenin duruşmada ileri sürülüp tartışılmış delillerden edineceği kanaate göre, mahkemenin vereceği hükmün tefhimi ile kovuşturma evresi sona erecektir.

Yukarıda da belirtildiği üzere duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkumiyet, güvenlik tedbirlerine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür.

Mahkemenin verebileceği bir diğer karar ise, şartlarını taşıması halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebilecektir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, teknik olarak bir hüküm değildir. Şöyle ki, mahkemenin vermiş olduğu bir mahkumiyet kararı vardır. Fakat mahkeme bu hükmü açıklamayı geri bırakmıştır. Hükmün açıklanması kararı verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tabi tutulur. Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklerine uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesine karar verilir. Yani hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, kurulan hükmün, sanık hakkında hukuksal sonuç doğurmamasını ifade eder.

Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise; mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Şartları

1- Hükmün açıklanmasının geri bırakılması için karara konu olan suçun buna elverişli olması gerekir.

2- Hükmün açıklanmasının geri bırakılması için, sanığın bu kararı kabul etmesi gerekir. Sanığın kabul etmemesi halinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemez. (5271 Sayılı CMK m. 231/6/2)

3- Hükmün açıklanmasının geri bırakılması için sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum edilmemiş olması gerekir. (5271 Sayılı CMK m. 231/6-a)

4- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kanunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekir. (5271 Sayılı CMK m. 231/6-c)

5- Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlenmeyeceği hususunda kanaate varılması gerekir. (5271 Sayılı CMK m. 231/6-b)

6- Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, iki yıl veya daha az süreli hapis cezasına veya adli para cezasına mahkumiyet durumunda söz konusu olur. (5271 Sayılı CMK m. 231/5)

7- Suç, uzlaşma kapsamında bir suç olmamalıdır. Uzlaşma hükümlerinin uygulanması mümkün olduğu takdirde hükmün açıklanmasına karar verilemez. (5271 Sayılı CMK m. 231/5)

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararının Sonuçları

Açıklanması geri bırakılan karar verilen hükümde mahkum olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez.[1]

Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getirmeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkumiyet hükmü kurabilir.[2]

Yukarıda ilk paragraf ile ikinci paragraf birbiri ile çelişmektedir. Fakat öğretide de iki farklı görüş bulunmaktadır. Doktrin ilk paragrafı savunurken Yargıtay ikinci paragrafı savunmaktadır. Fakat Yargıtay’ın ceza daireleri arasında da görüş birliği bulunmamaktadır. Kanaatimizce, doktrinin benimsediği görüş isabetlidir. Aksi takdirde verilen hükmün bir önemi bulunmayacaktır ve verilen cezanın caydırıcılık özelliği kalkacaktır. İşbu husus Ceza Hukukunun temel ilkelerine aykırılık tesis etmektedir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetimli süresine tabi tutulur. Denetim süresi içinde sanık kasıtlı bir suç işlemez ve öngörülen(Mahkeme tarafından öngörülmüş olması halinde) denetimli serbestlik tedbirine uygun davranırsa, sanık hakkında verilmiş olan hükmün düşmesine karar verilir. Eğer sanık kasıtlı bir suç işler veya tedbirin gereklerine aykırı davranırsa, hakkındaki hüküm (Yargıtay’a göre gerektiğinde değiştirilerek) açıklanır.

Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. ( 5271 Sayılı CMK m. 231/8 c.2.)

6545 Sayılı kanun değişikliği ile getirilen bu hükmün uygulanması açısından belirsizlik vardır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması için öngörülen 5 yıllık denetim süresi içerisinde kasten bir suç işlendiğinde, her ne kadar maddede bu yönde bir açıklık bulunmamakta ise de; o suçla ilgili olarak HAGB kararı verilmeyecektir. Hükümde, denetim süresi içerisinde işlenen bu suçla ilgili olarak HAGB kararı verilemeyeceği öngörüldüğünden, koşulları oluştuğunda hapis cezasının ertelenmesine ( 5237 sayılı TCK m.51) karar verilmesine bir engel bulunmamaktadır.[3]

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur. Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak; Bir meslek veya sanat sahibi olmaması halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine, Bir meslek veya sanat sahibi olması halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına veya Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine, karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur. (5271 Sayılı CMK m. 231/8)

 

Hükmün Açıklanması Geri Bırakılması Kararına Karşı Kanun Yolu

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı itiraz kanun yoluna tabidir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf veya temyiz başvurusu yapılamaz. İtiraz başvurusu, kararına itiraz olunan makama yapılır. İtiraz 7 günlük süreye bağlıdır. (5271 Sayılı CMK m. 268)

İtiraz dilekçesi, itiraz konusu kararı veren mahkemeye verilecektir. Bu mahkeme itirazı inceleyecek, 3 gün içinde kararını değiştirebilecektir; değişikliğe gerek görmediğinde, dosyayı itirazı inceleyecek olan mahkemeye gönderecektir.

Asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından verilen kararlara yapılacak itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine ve bu mahkeme ile başkanı tarafından verilen kararlar hakkındaki itirazların incelenmesi, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye; son numaralı daire için birinci daireye, o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi varsa, en yakın ağır ceza mahkemesine aittir. (5271 Sayılı CMK m. 268/3-c)

Yargıtay önceleri hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edildiğinde, itiraz makamının, yalnızca hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edildiğinde, itiraz makamının, yalnızca hükmün açıklanmasının geri bırakılması için aranan koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği ile sınırlı bir inceleme yapabileceği, suçun sübutu ya da hukuksal nitelendirmesi gibi esası ilgilendiren konularda içerik denetimi yapamayacağını kabul etmiş idi.[4]

Yargıtay yakın zaman önce verdiği bir kararda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı yapılan itirazlarda, kararın yalnızca suça ve sanığa ilişkin objektif koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğiyle sınırlı olarak incelenmesi gerektiği yönündeki uygulamasını değiştirmiştir. Yargıtay’a göre itiraz mercii, yalnızca CMK m. 231’deki koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği konularıyla sınırlı bir inceleme yapmayacaktır. İtiraz mercii, bu inceleme kapsamında sübuta ilişkin değerlendirme de yapılabilecektir.[5] CMK uyarınca Yargıtay’ın bu içerikte bir karar vermesine gerek yoktur. Fakat mahkemelerin ve Yargıtay’ın önceden benimsediği görüşün kanun uyarınca bir temeli bulunmamaktadır. CMK m. 271/2’de de belirtildiği üzere merci itirazı yerinde görürse, aynı zamandan itiraz konusu hakkında da karar verir. Yargıtay’ın bu görüşü yerinde ve doğrudur.

 

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı Ve Adli Sicil Kaydı İlişkisi

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir. (5271 Sayılı CMK m. 231/13) Yani HAGB kararları adli sicil kaydında da gözükmemektedir

Yazan: Avukat Mirkan Günay Topcu

 

[1] Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 652. [2] Erdener Yurtcan, Ceza Avukatının El Kitabı, s126-127 [3] Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 653. [4] Aynı yönde Mahmutoğlu, Hükmün Açıklanmasının, s. 367 vd.; aksi yönde Özgenç, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması, s.55 [5] Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 654.

The post Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı (HAGB) appeared first on Wiklundkurucuk Law Firm.

]]>
Suç Duyurusu ve Şikayet https://www.wiklundkurucuk.com/tr/suc-duyurusu-ve-sikayet/ Wed, 31 Mar 2021 10:13:52 +0000 https://www.wiklundkurucuk.com/?p=225608 Curabitur fringilla malesuada magna, in vehicula tortor hendrerit quis. Cras dolor odio, faucibus elementum egestas a, auctor sed nisl. Suspendisse in odio justo. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Cras ut laoreet nibh, ac luctus enim.

The post Suç Duyurusu ve Şikayet appeared first on Wiklundkurucuk Law Firm.

]]>

Suç Duyurusu ve Şikayet

Omur Boyu Ehliyet Donemi Sona Erdi

Ceza yargılaması, ilk derece mahkemeleri için soruşturma ve kovuşturma evresi olarak ikiye ayrılır. Soruşturma evresi, Savcılık makamı tarafından yürütülür. Soruşturma evresinde hakim kararına ihtiyaç olması halinde işbu kararlar Sulh Ceza Hakimi tarafından verilir.

Gerçek veya Tüzel kişiler, suça ilişkin olarak ihbar veya şikayette bulunabilirler. Soruşturması şikayete bağlı suçlar için, Savcılık veya kolluk makamına şikayette bulunulması şarttır. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’un 158. Maddesinde hangi kurumlara ihbar veya şikayet yapılabileceği düzenlenmiştir.

Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı bir suçtan dolayı, şikayete yetkili kişinin, süresi içinde (6 ay, 5237 Sayılı TCK. m 73) , yazılı veya tutanağa geçirilmek üzere sözlü olarak (5271 Sayılı CMK m. 158), yetkili makamlardan, bu fiil hakkında kovuşturma yapılmasını istemesine şikayet denir.

Soruşturulması ve kovuşturması şikayete bağlı olmayan bir suçtan dolayı, yetkili makama yapılan şikayet ihbar niteliği taşımaktadır. İhbar, bir kişinin suçun şüphelisini veya suç olan olayı yetkili makama bildirmesi olup, herkes ihbarda bulunma hakkına sahiptir. İhbarda bulunmanın süresi bulunmamaktadır. Ceza Hukukuna ilişkin olarak zamanaşımı hükümleri saklıdır.

İhbar ve şikayet sözlü olarak yapılabileceği gibi yazılı olarak da yapılabilmektedir. Avukatlar ile takip edilen işlemlerde genelde Avukatlar yazılı olarak ihbar veya şikayette bulunmaktadır. İşbu makalede suç duyurusu yazılırken dikkat edilmesi gereken hususlar belirtilecektir.

1- Suçlanan Kişi : Şüpheli/Sanık

Şüpheli, soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişidir. İşbu tanıma 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’un 2. Maddesinde yer verilmiştir. Ceza Muhakemesi Kanun’unda belirtildiği üzere hazırlık soruşturmasında toplanan delillerle yeterli suç şüphesine ulaşıldığında, kamu davasının açılması gerektiği kabul edilmiştir. Kamu davası açıldığı takdirde kovuşturma evresine geçilmiş olacaktır. Sanık, kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişidir.

2- Dilekçelerin İçeriği

Bir suç duyurusu ve şikayette suçlama konusu olay açık ve sade bir biçimde açıklanmalıdır. İşbu hususu sağlamak için kısa cümlelerle ve karışıklık yaratmadan olay hikaye edilmelidir. İşbu dilekçe okunduğunda dilekçeyi okuyan kişi, olayda hangi suçun olduğunu anlaması gerekmektedir.

3- Hukuki Değerlendirme

Şikayet ya da suç duyurusu dilekçelerinde, olay anlatıldıktan sonra hukuki değerlendirme başlığı altında hangi suçun söz edildiği ve suç unsurlarının oluştuğu açıklanmalıdır. Bu bölüm yargının işini hafifletmek için çok önemlidir. Avukatlar, hukuki vasıflandırmayı yaparken çok dikkatli olmalıdır. Avukat olmadan yapılan suç duyurularının başarıya ulaşmamasının altında yatan sebep hukuki vasıflandırmanın yapılamamasından kaynaklanmaktadır.

4- Dilekçenin Eklerinin Düzenli Olması

Dilekçelerin ekinde yer alan belgelerin düzenli olması ve numaralandırılması büyük önem taşımaktadır. Dilekçenin içeriğinde bahsedilen belgelerin numaralandırılması gerekmektedir. Dilekçenin sonunda ekler ve numaraları belirtilmelidir. Belgelerin üstüne ise numaralarının yazılması gerekmektedir.

5- Suç Duyurusu ve Şikayet Sonrası Savcılık İşlemleri ve Kararları

Suç haberinin alınmasıyla başlayıp esas olarak savcı ve onun yardımcısı sıfatı ile kolluk tarafından gerçekleştirilen ve kamu davasının açılmasına gerek olup olmadığının araştırıldığı, kural olarak yazılı ve gizli olarak gerçekleştirilen adli nitelikteki faaliyete soruşturma, bu faaliyetin yapıldığı evreye de soruşturma evresi denir.

Soruşturma evresinde, Cumhuriyet Savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür. (5271 Sayılı CMK m. 160/2)

Soruşturma işlemleri gizli yürütülmektedir. Kanunun başka hüküm koyduğu haller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir.Her soruşturma işlemi tutanağa bağlanır. Tutanak, adli kolluk görevlisi, Cumhuriyet Savcısı veya sulh ceza hakimi ile hazır bulunan zabıt katibi tarafından imza edilir. (5271 Sayılı CMK m. 169/2)

Soruşturma evresi kovuşturmaya yer olmadığı kararı veya iddianame düzenlenerek mahkemeye verilmesi ile sona ermektedir.Cezayı kaldıran şahsî sebep olarak etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektiren koşulların ya da şahsî cezasızlık sebebinin varlığı halinde, Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığı kararı verebilir. (5271 Sayılı CMK m. 171/1)

Uzlaştırma ve önödeme kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, Cumhuriyet savcısı, üst sınırı üç yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı, yeterli şüphenin varlığına rağmen, kamu davasının açılmasının beş yıl süre ile ertelenmesine karar verebilir. (5271 Sayılı CMK m. 171/2)

Kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilebilmesi için; Şüphelinin daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezası ile mahkûm olmamış bulunması, yapılan soruşturmanın, kamu davası açılmasının ertelenmesi halinde şüphelinin suç işlemekten çekineceği kanaatini vermesi, kamu davası açılmasının ertelenmesinin, şüpheli ve toplum açısından kamu davası açılmasından daha yararlı olması, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı ve Cumhuriyet savcısı tarafından tespit edilen zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi, koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. (5271 Sayılı CMK m. 171/3)

Erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmediği takdirde, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir. Erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmesi halinde kamu davası açılır. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez.

Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. (5271 Sayılı CMK m. 172/1)

Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet Savcının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hakimliğine itiraz edebilir.

Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler. (5271 Sayılı CMK m. 170/2)

 

6- Sonuç

Ülkemizde yargı makamlarının yükü çok fazla olduğundan dolayı her dosya ile yeteri kadar ilgilenilmemektedir. Bu durumda avukatlara çok büyük bir sorumluluk düşmektedir. Avukatların dosyalarını iyi takip etmesi halinde, yargının üstünden büyük bir yük alınacaktır. Her dosya ile yeteri kadar ilgilenilmesini avukatlar sağlayacaktır. Bu sebepten dolayı suçtan zarar görenlerin, yaptıkları suç duyurularını takip edemeyecekleri aşikardır. Suçtan zarar gören mağdurların yargıya olan güvenlerinin artması ve adaletin daha hızlı sağlanması bakımından dosyaların avukatlar tarafından takip edilmesi büyük önem taşımaktadır. Dosyaların avukat ile takip edilmesi halinde, soruşturma dosyasının eksikleri çok daha hızlı tamamlanacaktır. Bu şekilde yargılamadaki aksaklıkların önüne geçilebilecektir.

 

Yazan: Avukat Mirkan Günay Topcu

The post Suç Duyurusu ve Şikayet appeared first on Wiklundkurucuk Law Firm.

]]>
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve bunun adli sicil bakımından sonuçları. https://www.wiklundkurucuk.com/tr/hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-ve-bunun-adli-sicil-bakimindan-sonuclari/ Mon, 22 Mar 2021 09:40:09 +0000 https://www.wiklundkurucuk.com/?p=224994 Curabitur fringilla malesuada magna, in vehicula tortor hendrerit quis. Cras dolor odio, faucibus elementum egestas a, auctor sed nisl. Suspendisse in odio justo. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Cras ut laoreet nibh, ac luctus enim.

The post Hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve bunun adli sicil bakımından sonuçları. appeared first on Wiklundkurucuk Law Firm.

]]>

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve bunun adli sicil bakımından sonuçları.

Omur Boyu Ehliyet Donemi Sona Erdi

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması:

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması nedir?

Yargılama sonucunda iki yıl veya daha az süreli hapis cezası ya da adli para cezası almışsanız, kabul etmeniz halinde ve gerekli olan şartlar bulunduğu taktirde hakkınızda verilen hükmün beş yıl süre ile açıklanmasının geri bırakılmasıdır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının şartları nelerdir?

Ceza Muhakemeleri Kanununun 231.maddesi bu müesseseyi düzenlemiş olup buna göre ;Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı mahkum olmamışsanız, mahkemece yeni bir suç işlemeyeceğinize dair kanaat oluşmuşsa, mağdurun veya kamunun uğradığı zararı tamamen gidermişseniz ve hakkınızda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesini kabul ederseniz Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilecektir.

Suç İşlersem yada yükümlülüklere aykırı davranırsam sonucu ne olur ?

Mahkemenin hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verirken belirlemiş olduğu 5 yıllık denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemeniz veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranmanız halinde mahkeme ceza içeren söz konusu hükmü açıklayacaktır.

Suç İşlemezsem veya yükümlülüklere uygun davranırsam sonucu ne olur ?

5 yıllık denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlememeniz ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uymanız halinde, hiç suç işlememiş gibi kabul edilirsiniz ve hakkınızdaki dava ve verilmiş olan ceza düşer.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilince ilgili karar sabıkama işlenir mi yada sabıka kaydında çıkar mı?

Sadece hakim ve Cumhuriyet savcısının görebileceği kendine mahsus bir sisteme kaydedilen bu karar, sabıka kaydı bakımından önemli olmayıp adli sicil kaydınızda da görünmez. Konuya ilişkin daha detaylı bilgi almak için bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Bu kararı kabul etmek zorundamıyım?

Bu kararı kabul etmek zorunda tabiki de değilsiniz. Kabul etmediğiniz taktirde mahkeme hükmünü açıklayacaktır.Açıklanan hükmün hukuka aykırı olduğunu düşünüyorsanız ilgili kanun yollarına (itiraz,temyiz,kanun yararına bozma) başvurabilirsiniz.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar üzerine başvurabileceğim kanun yolları nelerdir?

Bu karar temyiz edilemez, ancak bu karara itiraz edilebilir. İtirazın üzerine ilgili mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının şartlarının oluşup oluşmadığı yönünde bir değerlendirme yapılır ve nihai olarak karara bağlanır.

Kaynakça :www.hukukiyardim.gov.tr

Saygılarımla,

Av.Özgür Kurucuk

WiklundKurucuk Avukatlık Bürosu

info@wiklundkurucuk.com

www.wiklundkurucuk.com

#cezaavukatı #hükmünaçıklanmasınıngeribırakılması #hapiscezası #adliparacezası #tutukluluk #yakalama #gözaltısüreleri #cmk #lawfirministanbul #lawfirminturkey #turkishlawfirm

The post Hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve bunun adli sicil bakımından sonuçları. appeared first on Wiklundkurucuk Law Firm.

]]>