Fikri Mülkiyet Hukuku | Wiklundkurucuk Law Firm https://www.wiklundkurucuk.com Istanbul Turkey Lawyers and Law Firms Mon, 12 Apr 2021 08:21:24 +0000 tr hourly 1 https://www.wiklundkurucuk.com/ https://www.wiklundkurucuk.com/wp-content/uploads/2021/03/cropped-favicon-32x32.png Fikri Mülkiyet Hukuku | Wiklundkurucuk Law Firm https://www.wiklundkurucuk.com 32 32 Markanın Hükümsüzlüğü https://www.wiklundkurucuk.com/tr/markanin-hukumsuzlugu/ Wed, 31 Mar 2021 11:08:42 +0000 https://www.wiklundkurucuk.com/?p=225664 Curabitur fringilla malesuada magna, in vehicula tortor hendrerit quis. Cras dolor odio, faucibus elementum egestas a, auctor sed nisl. Suspendisse in odio justo. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Cras ut laoreet nibh, ac luctus enim.

The post Markanın Hükümsüzlüğü appeared first on Wiklundkurucuk Law Firm.

]]>

Markanın Hükümsüzlüğü

Omur Boyu Ehliyet Donemi Sona Erdi

1. Markanın Hükümsüzlüğü

1.1. Hükümsüzlük Halleri

556 sayılı MarKHK’da markanın hükümsüzlük ve iptal nedenleri ayrı ayrı düzenlenmemiştir. Bu yönüyle bu konu bazı belirsizliklere ve tereddütlere yol açmaktaydı. SMK ile hükümsüzlük ve iptal halleri ayrı ayrı düzenlenmiştir. Dolayısıyla KHK döneminde yaşanan belirsizlik ortadan kalkmıştır. Bununla birlikte 2015/2436 sayılı AB Marka Yönergesi ve 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğü ile uyum sağlanmıştır. Bunun haricinde, hem KHK’da ve SMK’da mutlak ve nispi ret nedenlerinden birinin mevcut olması hükümsüzlük hali olarak düzenlenmiştir.

 

SMK kapsamında markanın hükümsüzlüğü, markanın tescili sırasında var olan mutlak ve nispi red nedenlerine rağmen tescil edilmiş markalar bakımından söz konusu olur. Sonradan ortaya çıkan nedenlere bağlı olarak markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi mümkün değildir. Bir hükümsüzlük nedeni tespit edilmiş olsa bile markanın hükümsüzlüğü davası yoluyla hükümsüz kılınmadıkça sicilden terkin edilemeyecektir.

 

1.1.1. Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 5. Ve 6. Maddeleri Bakımından

 

Markanın hükümsüzlüğüne yol açabilecek hükümsüzlük nedenleri 6769 sayılı SMK’nın 25. Maddesinde düzenlenmektedir. Söz konusu maddeye göre SMK’nın 5. maddesinde yer alan mutlak red nedenlerinden veya SMK’nın 6. maddesinde yer alan nispi red nedenlerinden birinin mevcudiyeti halinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir. SMK’nın 5. Maddesinde yer alan mutlak red nedenleri marka tescilinde kamu düzenine ilişkin olduğundan re’sen dikkate alınırken; SMK’nın 6. Maddesinde yer alan nispi red nedenleri üçüncü kişilere ilişkin olduğundan itiraz üzerine inceleme yapılmaktadır.

 

5. Ve 6. Maddedeki hallerinin birinin varlığı söz konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi için yeterli olacaktır. Fakat bu konuda dikkat edilmesi gereken husus SMK m.5/2’dir. Söz konusu fıkraya göre “Bir marka, başvuru tarihinden önce kullanılmış ve başvuruya konu mal veya hizmetler bakımından bu kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmışsa bu markanın tescili birinci fıkranın (b), (c) ve (d) bentlerine göre reddedilemez.” Söz konusu 5. maddede yer alan 2.fıkrayı açıklamak gerekirse, eğer bir marka başvuru tarihinden önce kullanılmış ve başvuruya konu olan mal veya hizmetler bakımından kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmışsa 5. Maddede yer alan “herhangi bir ayırt ediciliğe sahip olmayan işaretler, tanımlayıcı işaretler ve ticaret alanında herkes tarafından kullanılan işaretler”den olması durumunda dahi söz konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilemeyecektir. AB Marka Tüzüğü’nde de SMK m.5/2 hükmünün aynısı yer almaktadır. Markanın ayırt edicilik kazanıp kazanmadığı somut olayın şartlarına göre belirlenecektir. Bu konuda Alman Patent Mahkemesi’nin bir kararında 5 yıl önce yapılmış bir anket sonucuna dayanarak markanın ayırt edici güç kazandığının kabul edilemeyeceğine, makul seviyede ortalama tüketicilerin 5 yıl önce kazanılmış bir ayırt edici gücü halen hatırlamalarının ve algılamalarının mümkün olmadığına karar verilmiştir.

 

[1] Zira, yıllar önce kazanılan ayırt edici güç zayıflamış veya tamamen yok olmuş olabilir. Ancak uzun yıllar önce kazanılan ayırt edici güç öyle güçlü olabilir ki başvuru anında halen gücünü muhafaza ediyor olabilir. Bu sebeple 5 yıl gibi uzun süre önce ayırt edici güç kazanmış, ancak daha sonrasında kullanılmamış bir markanın halen ayırt edici niteliğe sahip olması kural olarak kabul edilmese bile her olayın özellikleri dikkate alınarak değerlendirme yapılması ve markanın mevcut ayırt edici gücü araştırılarak karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

 

1.2. Kısmi Hükümsüzlük Bakımından

 

Hükümsüzlük halleri ve hükümsüzlük talebini düzenleyen SMK’nın 25. Maddesinin 5. Fıkrasında, hükümsüzlük hâlleri, markanın tescil edildiği bir kısım mal veya hizmete ilişkin bulunuyorsa, sadece o mal veya hizmet yönünden kısmi hükümsüzlüğe karar verilebileceği ve bu kararın marka örneğini değiştirecek biçimde hükümsüzlük kararı verilemeyeceği düzenlenmiştir.

 

2. Hükümsüzlük Davası

2.1. Usul Bakımından

Yukarıda açıklandığı üzere, SMK’nın 5. maddesinde yer alan mutlak red nedenleri marka tescilinde kamu düzenine ilişkin olduğundan re’sen dikkate alınırken; SMK’nın 6. maddesinde yer alan nispi red nedenleri üçüncü kişilere ilişkin olduğundan itiraz üzerine inceleme yapılmaktadır. Tescile ilişkin böyle bir açıklık kanunda yer alırken, hükümsüzlük davası sırasında SMK’nın 5. maddesinde yer alan mutlak red nedenlerinin re’sen dikkate alınıp alınmayacağı konusunda bir hüküm yer almamaktadır. Bu halde yargı içtihatlarına bakmak gerekmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ‘nin 2013 tarihli kararından bahsetmek faydalı olacaktır. Söz konusu karara[2] göre, “Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, taraf markalarının 556 Sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında benzer olup çıkartılan sınıfların ilişkili mallar olduğu ve hedef kitlenin karıştırma ihtimalinin bulunduğu, bu sebeple YİDK kararının yerinde olduğu, hükümsüzlük talebi yönünden davacının ticaret unvanı nedeni ile 556 Sayılı KHK’nın 8/5. maddesi gereğince öncelik hakkı olup iptali istenen ürün gruplarının davacının faaliyet alanları ile ilgili/ilişkili olduğu, hükümsüzlük şartlarının oluştuğunun anlaşıldığı, davacının dava dilekçesinin ve sonraki dilekçelerinin yorumundan, davacının öncelik hakkına dayanmasındaki kastının 556 Sayılı KHK’nın 8/3 ve 8/5 maddeleri olduğu, tescilli ticaret unvanına da dayandığı dilekçenin hukuki tasnifinin yorumundan anlaşılması nedeni ile 8/5. maddesinin hükümsüzlük talebine uygulanabilirliği yönünden ıslaha gerek olmadığı, hakimin tarafların bildirdiği hukuki sebeple bağlı olmayıp tarafların dilekçelerinde bildirdikleri vakıaların hukuki sebebini kendiliğinden araştırıp belirleyeceği, buna göre de, talebin 556 Sayılı KHK’nın 8/5 maddesini de içermesi nedeni ile ıslah yapılmasına gerek bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüyle TPE YİDK ile ilgili talebin reddine, davalı şirket adına tescilli 2005/40490 kod numaralı ‘’EVYAP” markasının kısmen hükümsüzlüğü ile ilgili talebin kabulüyle 2005/40490 kod numaralı markanın 11. ve 19. sınıf yönünden 556 Sayılı KHK’nın 8/5 ve 42. maddeleri gereğince hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir.” şeklinde karar verilmiştir.

 

Görüldüğü üzere Yargıtay, hakimin dilekçede ileri sürülmüş olan vakıalara bağlı kalarak yorum yapılmasını, dayanılmayan vakıaların hükümsüzlük sebebi olarak gösterilememesi gerektiğini söylemektedir.

 

2.2. Dava Bakımından

2.2.1. Davanın Tarafları

2.2.1.1. Davacı

 

SMK’nın 25. maddesinin 2. fıkrasına göre, hükümsüzlük davasını menfaati olanlar, Cumhuriyet savcıları veya ilgili kamu kurum ve kuruluşları markanın hükümsüzlüğünü mahkemeden isteyebilecektir. Söz konusu maddede “menfaati olanlar” ibaresi SMK ile getirilen yeniliklerden bir tanesidir. 556 sayılı MarKHK’da “menfaati olanlar” yerine “zarar görenler” ibaresi yer almaktaydı. Söz konusu değiliklik daha geniş bir kavram yarattığından yerinde olmuştur. Bir görüşe göre[3] “zarar görenler” yerine “ menffati olanlar” ibaresinin yer alması, “menfaati olanlar” ile tescil edilmemesi gereken markanın tescilinden zarar görenleri kapsadığı gibi zarar görme tehlikesi ile karşı karşıya kalanları da kapsadığı açık olduğundan 556 sayılı MarKHK döneminde zarar görme tehlikesi nedeniyle dava açılıp açılamayacağı hususunda yapılan tartışmalar da böyle sona ermiştir.

 

SMK m.25/2’ye göre Cumhuriyet savcıları da markanın hükümsüz kılınmasını mahkemeden isteyebilecektir. Burada dikkat edilmesi gereken husus Cumhuriyet savcıları sadece mutlak red nedenlerine dayalı hükümsüzlük talebinde bulunabilecekleridir. Bunun nedeni Cumhuriyet savcılarının kamunun menfaatini gözetmesinden kaynaklanmaktadır.

 

Hükümsüzlük talebinde bulunabilecek bir diğer ilgililer ilgili kamu kurum ve kuruluşlarıdır. Örneğin bir bakanlığa ait amblem işaretinin tescil edilmesi halinde söz konusu bakanlık ilgili kamu kurum ve kuruluş olarak hükümsüzlük talebinde bulunabilecekir.

 

2.2.1.2.Davalı

SMK’nın 25. maddesinin 3. fıkrasına göre, marka hükümsüzlük davası, dava tarihinde sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişilere veya hukuki haleflerine karşı açılabilecektir. Bu halde hükümsüzlük davası dava tarihinde sicilde marka sahibi olarka kayıtlı kişilere, tescil sahibinin ölmüş olması halinde mirasçılara yöneltilecektir. Davalıyla ilgili olarak belirtilmesi gereken son husus TÜRKPATENT davalı olarak gösterilemeyeceğidir[4].

 

2.2.2. Görevli ve Yetkili Mahkeme

Hükümsüzlük davalarında görevli ve yetkili mahkemeler SMK’da düzenlenmiştir. Görevli mahkemeyi SMK’nın 156. maddesi getirmektedir. Marka hükümsüzlüğü davalarında görevli mahkeme SMK 156/1 gereğince fikri sınai hukuk mahkemeleri ile fikri sınai ceza mahkemeleridir. 2004 yılında yapılan değişiklikler ile heyet olarak görev yapan mahkemeler yerine tek hakimli mahkemelere görev verilmiştir.

 

Yetkili mahkemeyi, yine görevli mahkemeyi düzenleyen SMK’nın 156. maddesi getirmektedir. Tescilde marka sahibi olarak gözüken kişiye açılacak dava ile marka sahibinin açacağı davalar farklı yetki kurallarına tabidir. SMK’nın 156. Maddesinin 3. Fıkrasına göre marka sahiplerinin, üçüncü kişilere karşı açılacak hukuk davalarında yetkili mahkeme, davacının yerleşim yeri veya hukukua aykırı fiilin gerçekleştiği veya bu fiilin etkilerinin görüldüğü yer mahkemesi; SMK’nın 156. Maddesinin 5. Fıkrasına göre üçüncü kişiler tarafından marka sahibi aleyhine açılacak davalarda ise davalının yerleşim yeri mahkemesi yetkili olacaktır. Eğer ki söz konusu maddenin 5. Fıkrasına göre marka sahibine karşı açılacak davalarda davacının Türkiye’de yerleşim yeri yok ise avanın açıldığı tarihte sicilde kayıtlı vekilin işyerinin bulunduğu yerdeki ve eğer vekillik kaydı silinmişse Kurum merkezinin bulunduğu yerdeki yer mahkemesi yetkili olacaktır.

 

2.2.3. Süre

Hükümsüzlük davasına tabi olan hak düşürücü süre SMK’nın 25. Maddesinin 6. Fıkrasında düzenlenmektedir. Söz konusu fıkrada, marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez.” Hükmü getirilmektedir. Bu halde hükümsüzlük davası marka sahibi tarafından beş yıl içinde ileri sürülmelidir, aksi halde sessiz kalma nedeniyle hak kaybına uğraması mümkün görünmektedir.

 

SMK m. 25/6’da dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli unsur “ marka tescili kötüniyetli olmadıkça” ibaresidir. Bu ibarenin önemli olmasının sebebi marka tescilinin kötüniyetli olması halinde, davanın açılabilmesi için herhangi bir süreye tabi olmamasından kaynaklanmaktadır. Kötüniyetin varlığı davacı tarafından ispat edilmesi ve kötüniyetin varlığının her somut olayın özelliklerine göre ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir.

 

2.2.4. Sessiz Kalma Yoluyla Hak Kaybı

Yukarıda açıklandığı üzere[5] hükümsüzlük davası bakımından marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez.” hükmü SMK m.25/6’da getirilmiştir. Söz konusu hüküm sessiz kalma yoluyla hak kaybını düzenlemektedir. Bu hüküm 556 sayılı MarKHK’da bulunmamakta ve SMK ile getirilen yeniliklerden bir tanesi olarak kanunda yer almaktadır. SMK 25/6 kapsamında marka sahibi sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği halde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremeyecektir.

 

Dolayısıyla; önceki marka sahibi sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bilmeli veya bilmesi gerekmeli, bu duruma kesintisiz beş yıl boyunca sessiz kalmalı, sonraki tarihli markanın tescilinin kötü niyetli olmaması gerekmektedir. Belirtmek gerekmektedir ki burada önceki tarihli marka sahibinin esas olarak belirli bir davranışta bulunması gerekirken sessiz kalması sebebiyle ileri sürebileceği haklarını kaybetmesi söz konusudur; dolayısıyla lk marka sahibinin marka hakkını kaybetmesinden söz edilmez. Sadece tecavüz eylemine sessiz kalınan kişilere karşı hükümsüzlük davası açma hakkı sona ermektedir.

 

Yargıtay sessiz kalma yoluyla hak kaybının, TMK m.2 dürüstlük kuralı gereğince mahkeme tarafından re’sen dikkate alınması gereken bir itiraz olduğu kanaatindedir. Doktrinde Çolak[6] tam tersine bunun bir def’i olduğunu ve tarafın ileri sürmesi gerektiğini düşünmektedir.

 

2.2.5. Hükümsüzlük Kararı ve Kararın Etkisi

Usul hukuku gereği kararın kesinleşmesiyle birlikte hükümsüzlük kararı yerine getirilmektedir. 556 sayılı MarKHK’da hükümsüzlük kararının ne şekilde yerine getirileceği yer almamakta iken, SMK’da bu hususa açıklık getirilmiştir. Hükümsüzlük kararının yerine nasıl getirileceği hakkında SMK m.27/6, SMK m. 27/7 ve SMK g.m 4/3 bize yol göstermektedir. Söz konusu bu üç hükme göre, hükümsüzlük kararının kesinleşmesinden sonra mahkeme, bu kararı Kuruma re’sen gönderilecek, hükümsüzlük kararının kesinleşmesinden sonra marka sicilden terkin edilecek ve durum Bültende yayımlanacak ve SMK g.m. 4/3 gereği mahkemelerin bu madde hükmüne göre vermiş olduğu kararlar kesinleşmesinden sonra mahkeme tarafından Kuruma resen gönderilecektir. Bu halde hükümsüzlük kararının verilmesiyle ve kesinleşmesiyle birlikte TÜRKPATENT tarafından marka tescilden terkin edilecektir.

 

Hükümsüzlük kararının etkileri SMK m.27’de belirtilmektedir. SMK m. 27/1’e göre, SMK m. 25 gereğince markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi hâlinde bu karar marka başvuru tarihinden itibaren etkili olup, markaya bu Kanunla sağlanan koruma hiç doğmamış sayılır. Söz konusu maddeden de anlaşılacağı üzere hükümsüzlük kararı geçmişe etkilidir. Hükümsüzlük kararının geçmişe etkili olmasına rağmen, SMK m.27/3’e göre iki durum bu kararın geçmişe etkili olmasından etkilenmemektedir. Açıklamak gerekirse, SMK m.27/3’e göre hükümsüzlük kararından önce, markanın sağladığı haklara tecavüz nedeniyle açılan davada verilen kesinleşmiş ve uygulanmış kararlar ve hükümsüzlük kararından önce kurulmuş ve uygulanmış sözleşmeler hükümsüzlük kararının geçmişe etkili olmasından etkilenmemektedir. SMK m. 27/5 gereğince hükümsüzlük davası sonucu verilmiş ve kesinleşmiş olan kararlar herkese karşı sonuç doğuracaktır.

 

Yazan : Avukat İrem Şen

[1] Ayşe Aytemiz Özünel, Marka Hukukunda Kullanım Sonucu Ayırt Edicilik Kazanılması ve Ayırt Ediciliğin Kaybedilmesi, s. 68. [2] Yargıtay 11. HD, 17.06.2013 T. , 2012/13214 E. , 2013/12491 K. , https://www.kazanci.com.tr (erişim tarihi: 22.05.2018). [3] Cahit Suluk / Rauf Karasu / Temel Nal, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul, 2017, s.220. [4] TÜRKPATENT’in YİDK kararının iptal davası ile birlikte açılacak davalar hariç olmak üzere. [5] Bkz. 2.2.3. [6] Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, 4.Baskı, İstanbul, 2018, s.891.

The post Markanın Hükümsüzlüğü appeared first on Wiklundkurucuk Law Firm.

]]>
Reklam Ajansınıza ait kreatif, dijital tasarım, proje ve çalışmalar ve bunlardan oluşan referansların korunması https://www.wiklundkurucuk.com/tr/reklam-ajansiniza-ait-kreatif-dijital-tasarim-proje-ve-calismalar-ve-bunlardan-olusan-referanslarin-korunmasi/ Mon, 22 Mar 2021 09:37:59 +0000 https://www.wiklundkurucuk.com/?p=224988 Curabitur fringilla malesuada magna, in vehicula tortor hendrerit quis. Cras dolor odio, faucibus elementum egestas a, auctor sed nisl. Suspendisse in odio justo. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Cras ut laoreet nibh, ac luctus enim.

The post Reklam Ajansınıza ait kreatif, dijital tasarım, proje ve çalışmalar ve bunlardan oluşan referansların korunması appeared first on Wiklundkurucuk Law Firm.

]]>

Reklam Ajansınıza ait kreatif, dijital tasarım, proje ve çalışmalar ve bunlardan oluşan referansların korunması

Omur Boyu Ehliyet Donemi Sona Erdi

Fikri yaratımların izinsiz kullanımı halinde açılacak davalar nelerdir?

Reklam şirketlerinin ve ajansların müşterileri için yaratmış oldukları yaratımların, tasarımların, kreatif çalışmaların, dijital tasarım ve projelerin ve müşteri portföyünün şirket çalışanı tarafından kendi ürün ve tasarımıymış gibi 3.kişilere pazarlanması ve bunlar üzerinden haksız kazanç elde edilmesi Şirket ne yapabilir?

Düşünün ki tesadüfen reklam ajansınızda tasarımcı olarak çalışan Sabrinin emailinin giden kutusunda sizin Ajansınız tarafından müşterileriniz için bugüne kadar yapmış olduğunuz ve şirketinizin kreatif, dijital tasarım ve projelerini anlatan tamamı Şirketinize ait referans ve portfolyo dosyalarına rastladınız.

Dahada kötüsü bu referans ve portfolya dosyalarında bu çalışmaların Ajansınız tarafından yaratıldığına, Ajansınıza ait olduğuna dair bilgilerin ve şirket logosunun çıkarıldığı ve bu referans ve portfolyoların başka bir şirkete aitmiş gibi Sabri tarafından başka bir şirket için uyarlandığını ve yapılan tüm bu işlerin başka bir şirkete ait gibi gösterildiğini farkettiniz.

Şirket çalışanınız Sabri Reklam Ajansınıza ait tüm çalışmaları gizli ortağı olduğu şirketinin çalışmaları imiş gibi izinsiz şekilde 3.kişilere pazarlıyor, sizin emeğinizi ve bunca yıllık yaratımlarınızı çalıp hem ticari itibarınızı zedeliyor hem de müşterilerinizin ismini kullanarak bunlar üzerinden haksız kazanç elde ediyor.

Peki bu durumda Şirket olarak Sabri’nin bu eylemlerine karşı ne yapabiliriz?

Öncelikle böyle bir durumda olayın 3 farklı boyutu olduğunu ve 3 farklı davanın açılabileceğini belirtmek isteriz.

1- Sabri ve varsa izinsiz olarak bu çalışmaları üzerinden kullandığı Sabrinin Şirketi aleyhine Fikri Haklar Hukuk Mahkemesi’nde açılacak maddi ve manevi haklara tecavüzün önlenmesi (durdurulması) ve maddi ve manevi tazminat taleplerinin tazminini öngören hukuk davası.

İlgili maddeler:

Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu:

A) Hukuk davaları:

I – Tecavüzün ref’i davası:

1. Genel olarak:

Madde 66 – Manevi ve mali hakları tecavüze uğrayan kimse tecavüz edene karşı tecavüzün ref’ini dava edebilir. Tecavüz, hizmetlerini ifa ettikleri sırada bir işletmenin temsilcisi veya müstahdemleri tarafından yapılmışsa işletme sahibi hakkında da dava açılabilir.Tecavüz edenin veya ikinci fıkrada yazılı kimselerin kusuru şart değildir.

Mahkeme, eser sahibinin manevi ve mali haklarını, tecavüzün şümulünu, kusurun olup olmadığını, varsa ağırlığını ve tecavüzün ref’i halinde tecavüz edenin düçar olması muhtemel zararları takdir ederek halin icabına göre tecavüzün ref’i için lüzumlu göreceği tedbirlerin tatbikına karar verir.

(Ek: 7/6/1995 – 4110/19 md.) Eser sahibi, ikamet ettiği yerde de tecavüzün ref’i ve men davası açabilir.

2. Manevi haklara tecavüz halinde:

Madde 67 – Henüz alenileşmemiş bir eser, sahibinin rızası olmaksızın veya arzusuna aykırı olarak umuma arzedildiği takdirde tecavüzün ref’i davası, ancak umuma arz keyfiyetinin çoğaltılmış nüshaların yayımlanması suretiyle vakı olması halinde açılabilir. Aynı hüküm, esere, sahibinin arzusuna aykırı olarak adının konulduğu hallerde de caridir.

Eser üzerinde sahibinin adı hiç konulmamış veya yanlış konulmuş yahut konulan ad iltibasa meydan verecek mahiyette olupta eser sahibi 15 inci maddede zikredilen tesbit davasından başka tecavüzün ref’ini talep etmişse, tecavüz eden gerek aslına, gerek tedavülde bulunan çoğaltılmış nüshalar üzerine eser sahibinin adını derç etmeye mecburdur. Masrafı tecavüz edene ait olmak üzere, hükmün en fazla 3 gazetede ilanı talep edilebilir.

32, 33, 34, 35, 36, 39 ve 40 ıncı maddelerde sayılan hallerde yanlış veya kifayetsiz kaynak tasrih edilmiş veyahut hiç kaynak gösterilmemişse ikinci fıkra hükmü uygulanır.

Eser haksız olarak değiştirilmiş ise hak sahibi aşağıdaki taleplerde bulunabilir:

1. Eser sahibi, eserin değiştirilmiş şekilde çoğaltılmasının yayım ve temsilinin, yayım ve temsilinin, radyo ile yayımının menedilmesini ve tecavüz edenin, tedavülde bulunan çoğaltılmış nüshalardaki değişiklikleri düzeltmesini veya bunların eski haline getirilmesini talep edebilir.

Değişiklik, eserin, gazete, dergi veya radyo ile yayımı sırasında yapılmışsa eser sahibi, masrafı tecavüz edene ait olmak üzere, eseri değiştirilmiş şekilde yayımlamış olan bütün gazete, dergi ve radyo idarelerinden değişikliğin ilan yolu ile düzeltilmesini talep edebilir.

2. (Değişik: 7/6/1995 – 4110/20 md.) Güzel sanat eserlerinde eser sahibi asıldaki değişikliğin kendisi tarafından yapılmadığını veya eserdeki adının kaldırılmasını yahut değiştirilmesini talep edebilir. Eski halin iadesi mümkün ise değişikliğin izalesi ammenin veya malikin menfaatlerini esaslı surette haleldar etmiyorsa eser sahibi eseri eski hale getirebilir.

3. Mali haklara tecavüz halinde:

Madde 68 – (Değişik: 23/1/2008-5728/137 md.)

Eseri, icrayı, fonogramı veya yapımları hak sahiplerinden bu Kanuna uygun yazılı izni almadan, işleyen, çoğaltan, çoğaltılmış nüshaları yayan, temsil eden veya hertürlü işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletenlerden, izni alınmamış hak sahipleri sözleşme yapılmış olması halinde isteyebileceği bedelin veya bu Kanun hükümleri uyarınca tespit edilecek rayiç bedelin en çok üç kat fazlasını isteyebilir.

İzinsiz çoğaltılan kopyalar satışa çıkarılmamışsa hak sahibi çoğaltılmış kopyaların, çoğaltmaya yarayan film, kalıp ve benzeri araçların imhasını veya üretim maliyet fiyatını geçmeyecek uygun bir bedel karşılığında kendisine verilmesini ya da sözleşme olması durumunda isteyebileceği miktarın üç kat fazlasını talep edebilir. Bu husus, izinsiz çoğaltanın hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

İzinsiz çoğaltılan kopyalar satışa çıkarılmışsa hak sahibi, tecavüz edenin elinde bulunan nüshalar hakkında ikinci fıkradaki şıklardan birini kullanabilir.

İkinci ve üçüncü fıkraların eser sahibinden başka hak sahiplerince uygulanabilmesi için eser sahibinin bu Kanunun 52 nci maddesine uygun yazılı çoğaltma izni aranır.

Hak sahiplerinden biri, ikinci ve üçüncü fıkralar uyarınca talepte bulunduklarında Ceza Muhakemesi Kanununun el koymaya ilişkin hükümleri delil elde etmek amacı dışında uygulanmaz.

Bedel talebinde bulunan kişi, tecavüz edene karşı onunla bir sözleşme yapmış olması halinde haiz olabileceği bütün hak ve yetkileri ileri sürebilir.

II – Tecavüzün men’i davası:

Madde 69 – Mali veya manevi haklarında tecavüz tehlikesine maruz kalan eser sahibi muhtemel tecavüzün önlenmesini dava edebilir. Vakı olan tecavüzün devam veya tekrarı muhtemel görülen hallerde de aynı hüküm caridir.66 ncı maddenin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarının hükümleri burada da uygulanır.

III – Tazminat davası:

Madde 70 – (Değişik birinci fıkra: 7/6/1995 – 4110/22 md.) Manevi hakları haleldar edilen kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat ödenmesi için dava açabilir. Mahkeme, bu para yerine veya bunlara ek olarak başka bir manevi tazminat şekline de hükmedebilir.

Mali hakları haleldar edilen kimse, tecavüz edenin kusuru varsa haksız fiillere mütaallik hükümler dairesinde tazminat talep edebilir.

Birinci ve ikinci fıkralardaki hallerde, tecavüze uğrayan kimse tazminattan başka temin edilen karın kendisine verilmesini de istiyebilir. Bu halde 68 inci madde uyarınca talep edilen bedel indirilir.

2- Sabri aleyhine Fikri haklar Ceza Mahkemesi’nde açılacak ceza davası. (Üst sınırı 5 yıla kadar hapis cezası)

B) Ceza davaları:

I – Suçlar:

1. Manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüz (1)

Madde 71 – (Değişik: 23/1/2008-5728/138 md.)

Bu Kanunda koruma altına alınan fikir ve sanat eserleriyle ilgili manevi, mali veya bağlantılı hakları ihlal ederek:

1. Bir eseri, icrayı, fonogramı veya yapımı hak sahibi kişilerin yazılı izni olmaksızın işleyen, temsil eden, çoğaltan,değiştiren, dağıtan, her türlü işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma ileten, yayımlayan ya da hukuka aykırı olarak işlenen veya çoğaltılan eserleri satışa arz eden, satan, kiralamak veya ödünç vermek suretiyle ya da sair şekilde yayan, ticarî amaçla satın alan, ithal veya ihraç eden, kişisel kullanım amacı dışında elinde bulunduran ya da depolayan kişi hakkında bir yıldan beş yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.

2. Başkasına ait esere, kendi eseri olarak ad koyan kişi altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasıyla cezalandırılır. Bu fiilin dağıtmak veya yayımlamak suretiyle işlenmesi hâlinde, hapis cezasının üst sınırı beş yıl olup, adlî para cezasına hükmolunamaz.

3. Bir eserden kaynak göstermeksizin iktibasta bulunan kişi altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasıyla cezalandırılır.

4. Hak sahibi kişilerin izni olmaksızın, alenileşmemiş bir eserin muhtevası hakkında kamuya açıklamada bulunan kişi, altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

5. Bir eserle ilgili olarak yetersiz, yanlış veya aldatıcı mahiyette kaynak gösteren kişi, altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

6. Bir eseri, icrayı, fonogramı veya yapımı, tanınmış bir başkasının adını kullanarak çoğaltan, dağıtan, yayan veya yayımlayan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasıyla cezalandırılır.

Bu Kanunun ek 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında bahsi geçen fiilleri yetkisiz olarak işleyenler ile bu Kanunda tanınmış hakları ihlâl etmeye devam eden bilgi içerik sağlayıcılar hakkında, fiilleri daha ağır cezayı gerektiren bir suç oluşturmadığı takdirde, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Hukuka aykırı olarak üretilmiş, işlenmiş, çoğaltılmış, dağıtılmış veya yayımlanmış bir eseri, icrayı, fonogramı veya yapımı satışa arz eden, satan veya satın alan kişi, kovuşturma evresinden önce bunları kimden temin ettiğini bildirerek yakalanmalarını sağladığı takdirde, hakkında verilecek cezadan indirim yapılabileceği gibi ceza vermekten de vazgeçilebilir.

2. Koruyucu programları etkisiz kılmaya yönelik hazırlık hareketleri (2)

Madde 72- (Değişik: 23/1/2008-5728/139 md.)

Bir bilgisayar programının hukuka aykırı olarak çoğaltılmasının önüne geçmek amacıyla oluşturulmuş ilave programları etkisiz kılmaya yönelik program veya teknik donanımları üreten, satışa arz eden, satan veya kişisel kullanım amacı dışında elinde bulunduran kişi altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.

Madde 75 – (Değişik: 23/1/2008-5728/140 md.)

71 ve 72 nci maddelerde sayılan suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılması şikâyete bağlıdır. Yapılan şikâyetin geçerli kabul edilebilmesi için hak sahiplerinin veya üyesi oldukları meslek birliklerinin haklarını kanıtlayan belge ve sair delilleri Cumhuriyet başsavcılığına vermeleri gerekir. Bu belge ve sair delillerin şikâyet süresi içinde Cumhuriyet başsavcılığına verilmemesi hâlinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir.

Bu Kanunda yer alan soruşturma ve kovuşturması şikâyete bağlı suçlar dolayısıyla başta Millî Eğitim Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri olmak üzere ilgili gerçek ve tüzel kişiler tarafından, eser üzerinde manevi ve malî hak sahibi kişiler şikâyet haklarını kullanabilmelerini sağlamak amacıyla durumdan haberdar edilirler.

Şikâyet üzerine Cumhuriyet savcısı suç konusu eşya ile ilgili olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre elkoyma koruma tedbirinin alınmasına ilişkin gerekli işlemleri yapar. Cumhuriyet savcısı ayrıca, gerek görmesi hâlinde, hukuka aykırı olarak çoğaltıldığı iddia edilen eserlerin çoğaltılmasıyla sınırlı olarak faaliyetin durdurulmasına karar verebilir. Ancak, bu karar yirmidört saat içinde hâkimin onayına sunulur. Hâkim tarafından yirmidört saat içinde onaylanmayan karar hükümsüz kalır.

3-Sabri aleyhine aleyhine emniyeti suistimal suçlaması ile savcılığa suç duyurusunda bulunulması ve akabinde açılması muhtemel ceza davası.

Güveni kötüye kullanma Madde 155

(1) Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.(1)

(2) Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.

1. dava yani Hukuk davası ile ilgili olarak tazminat miktarının belirlenmesi amacı ile öncelikle Şirketin rızası dışında elinden çıkan çalışmaların (eserlerin) karşılığında Sabrinin yada Şirketinin bunlardan elde etmiş olduğu toplam kazanç miktarının yani bu eserler için bugün Şirket 3.kişilerle sözleşme yapmış olsaydı bu çalışmalar için isteyebileceği toplam ortalama bedelin ne olduğu ile ilgili olarak bir değerlendirme yapmak ve buna göre başlangıç aşamasında ne kadarlık bir tazminat talep edileceğine karar vermek gerekir.

Başlangıç aşamasında zaten istenilecek maddi tazminat miktarını belirli bir miktar ile sınırlayıp daha sonra gelecek bilir kişi raporu doğrultusunda bu miktarı ıslah yolu ile arttırılabilecektir.

Manevi tazminat miktarının dava açıldığı zaman belirlenmesi gerekir zira manevi tazminat miktarı sonradan arttırılamaz.

Örneğin Sabri aleyhine 10.000 TL maddi 10.000 TL manevi tazminat talepli tazminat davası açıldığında 10.000 TL’lik maddi tazminat miktarını bilirkişi değerlendirmesi neticesinde daha sonra ıslah yolu ile arttırılabilecektir. Manevi tazminat miktarı ise 10.000 TL olarak sabit kalır.Bu miktar sonradan değiştirilemez.

10.000 TL maddi ve 10.000 TL manevi tazminat talepli bir dava açtığınızda mahkeme harcı başlangıç aşamasında 500-600 TL civarında olacaktır. Daha sonra dosya bilirkişilere gittiğinde yine bilirkişi masrafı ve sair masrafların doğacağını da belirtmek isteriz.

Son olarak Sabri’nin iş akdinin İş Kanununun Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri başlıklı 25/ II maddesinin e bendi uyarınca “e) İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması.” haklı nedenle derhal feshedilebileceğini ve Sabriye bu sebeple kıdem ve ihbar tazminatı ödenmeyeceğini belirtmek isteriz.

Konuya ilişkin daha detaylı bilgi almak için bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Av.Özgür Kurucuk

Attorney at Law

WiklundKurucuk Law Firm

info@wiklundkurucuk.com

Fikir ve Sanat Eserleri avukat,fikri haklar avukat,Fikri ve Sınai haklar Avukatı,

,fikri haklar uzmanı,fikri haklar hukuk bürosu,telif hakları avukatı,telif hakları avukatları,telif hakları avukat,telif hakları hukuk bürosu,sanatçı avukat,müzisyen avukat,fikri haklar dava,fikri mülkiyet davaları,fikri haklar tespit Davası,fikir ve sanat eserleri kanunu,reklam hukuku,reklam hukuku avukat,haksız rekabet Davası avukat,Ünlülerin avukatı,Ünlülerin avukatları,Çağatay Ulusoy’un Avukatı, Tazminat Davası Avukatı

#FikirveSanatEserleriavukatı #fikrihaklaravukat #FikriveSınaihaklarAvukatı #fikriveSınaihaklaravukat #fikrihaklaruzmanı #fikrihaklarhukukbürosu #telifhaklarıavukatı #telifhaklarıavukatları #telifhaklarıavukat #telifhaklarıhukukbürosu #sanatçıavukat #müzisyenavukat #fikrihaklardava #fikrimülkiyetdavaları #fikrihaklartespitDavası #fikirvesanateserlerikanunu #reklamhukuku #reklamhukukuavukat #haksızrekabetDavası #haksızrekabetDavasıavukat #Ünlülerinavukatı #Ünlülerinavukatları #ÇağatayUlusoyunAvukatı #TazminatDavasıAvukatı #lawfirministanbul #lawfirminturkey #turkishlawfirm

The post Reklam Ajansınıza ait kreatif, dijital tasarım, proje ve çalışmalar ve bunlardan oluşan referansların korunması appeared first on Wiklundkurucuk Law Firm.

]]>